İş Kazası Avukatı Nedir?
İş kazası avukatı, iş kazaları sonucunda ortaya çıkan hukuki süreçlerde uzmanlaşmış bir hukukçudur. Bir iş yerinde meydana gelen kaza sonrasında iş kazası avukatı, işçinin veya hayatını kaybettiyse yakınlarının tüm yasal haklarını korumak ve gereken tazminatları almak için hukuki danışmanlık ve temsil sağlar. Bu avukatlar, iş hukuku ve tazminat hukuku alanında deneyimli olup özellikle işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatına hakimdir.
İş kazası kavramı, bir çalışanın işini yaparken veya işin gereği olarak maruz kaldığı, bedensel veya ruhsal zarara yol açan olayları ifade eder. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tanımına göre iş kazası, 5510 sayılı Kanun’da sayılan hallerden birinde meydana gelen ve sigortalıyı bedenen veya ruhen engelli hale getiren olaydırsgk.gov.trsgk.gov.tr. Bu tür kazalar, örneğin fabrika ortamında makineyle çalışırken yaşanan bir yaralanma ya da şantiyede yüksekten düşme vakası gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. İş kazası avukatları ise bu olayların hukuki boyutuyla ilgilenir ve mağdurların hak arayışında profesyonel destek sunar.
İş kazası avukatının temel amacı, iş kazası geçiren işçinin maruz kaldığı zararların tazmini için gerekli hukuki adımları atmaktır. Bu kapsamda iş kazası avukatı, müvekkili adına dava dilekçeleri hazırlar, gerekli belgeleri toplar ve ilgili yasal süreçleri takip eder. İş kazası sonrası ortaya çıkan maddi kayıpların (örneğin tedavi giderleri, iş göremezlik nedeniyle gelir kaybı) ve manevi zararların (örneğin yaşanan acı ve sıkıntı) giderilmesi için işverene veya sorumlu diğer taraflara karşı tazminat davaları açar.
Aynı zamanda Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) nezdinde yürütülen işlemlerde de müvekkilini temsil ederek, iş kazasının SGK’ya bildirilmesi, sürekli iş göremezlik gelirinin bağlanması gibi idari süreçlerde hak kaybı yaşanmasını önlemeye çalışır.
Resmi ve akademik bir bakış açısıyla, iş kazası avukatının rolü hem iş hukukunun hem de borçlar hukuku ve sosyal güvenlik hukukunun kesişim noktasında yer alır. İş kazaları genellikle işveren ile işçi arasındaki iş ilişkisinden kaynaklandığı için iş hukuku kapsamındadır; öte yandan kaza sonucunda talep edilen tazminatlar, haksız fiil ve borçlar hukuku ilkelerine dayanır.
Bu nedenle iş kazası avukatları, hem İş Kanunu ve İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu gibi mevzuata hem de Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerine son derece hakimdir. Uzman bir iş kazası avukatı, Yargıtay kararlarını ve içtihatları yakından takip ederek müvekkilinin davasını en güçlü şekilde ileri sürer.
İş kazası avukatı, hukuki bilgi ve deneyimiyle müvekkiline rehberlik ederken aynı zamanda psikolojik olarak zor bir süreç yaşayan işçiye ve ailesine destek olur. Bir iş kazası sonrası ortaya çıkan süreç karmaşık ve uzun olabilir; sigorta işlemleri, işveren ile görüşmeler, mahkeme süreci gibi birden fazla boyutu vardır.
İş kazası avukatı bu süreci profesyonelce yöneterek iş kazası mağdurunun yükünü hafifletir. Böylece mağdur işçi, iyileşme sürecine odaklanırken haklarının etkin şekilde savunulduğundan emin olabilir. Ayrıca, iş kazası avukatı İstanbul gibi büyük şehirlerde özellikle önemlidir; zira İstanbul gibi yoğun çalışma hayatının olduğu bölgelerde iş kazası vakaları sık görülebilmekte ve hukuki süreçler daha çetrefilli olabilmektedir.
İş Kazası Kavramı ve Kapsamı
İş kazasını doğru anlamak, iş kazası avukatının üstlendiği davaların temelini kavramak açısından gereklidir. Türk hukukunda iş kazasının tanımı ve kapsamı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 13. maddesinde belirtilmiştir. Bu yasal tanıma göre aşağıdaki durumlar iş kazası olarak kabul edilmektedirsgk.gov.trsgk.gov.tr:
- Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen olaylar,
- İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle gerçekleşen kazalar (işin niteliğinden kaynaklanan veya iş sebebiyle ortaya çıkan kazalar),
- Bir işverene bağlı çalışan sigortalının, işyeri dışında görevli olarak gönderildiği yerde, asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda meydana gelen kazalar,
- Emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereği çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda meydana gelen kazalar,
- Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen kazalar,
- Kendi nam ve hesabına (Bağ-Kur kapsamında) bağımsız çalışıyorsa, yürüttüğü iş nedeniyle meydana gelen kazalar.
Yukarıdaki kriterler, kanunun öngördüğü koşullardır ve bir kazanın iş kazası sayılabilmesi için bu hallerden birinde gerçekleşmiş olması gerekir. Örneğin, fabrika atölyesinde makine kullanırken meydana gelen bir parmak kopması iş kazasıdır; yine işverenin sağladığı servis aracıyla işe giderken trafik kazası geçirmek de kanunen iş kazası sayılırsgk.gov.tr. Benzer şekilde, şirket tarafından başka bir şehre göreve gönderilen çalışanın orada geçirdiği kaza da iş kazası kapsamında değerlendirilir.
İş kazasının tanımında önemli olan, kazaya uğrayan kişinin sigortalı bir çalışan olması ve kazanın iş ile bağlantılı bir durumda meydana gelmesidir. Sosyal Güvenlik Kurumu, bir olayın iş kazası olarak sayılabilmesi için üç temel unsurun birlikte gerçekleşmesi gerektiğini belirtirsgk.gov.tr:
- Kaza geçiren kişinin sigortalı olması (yani sosyal güvenlik kapsamında bir işte çalışıyor olması),
- Ani ve dış bir olay ile karşılaşmış olması (yani ortada kazaya yol açan bir olay bulunması),
- Bu olayın sonucu olarak kişinin bedensel veya ruhsal bir zarara uğraması (engelli hale gelmesi).
Bu unsurlar birlikte mevcutsa, meydana gelen olay iş kazası olarak nitelendirilir. İş kazası kavramı sadece fabrikalardaki ağır sanayi kazalarını değil, ofis ortamında yaşanan bir kaza sonucunda oluşan yaralanmayı da kapsayabilir. Önemli olan, kazanın işin yürütümü sırasında ya da işle ilgili faaliyetler dolayısıyla meydana gelmesidir.
İş kazası kavramı uluslararası düzeyde de tanımlanmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), iş kazasını “belirli bir zarar veya yaralanmaya yol açan, önceden planlanmamış beklenmedik bir olay” şeklinde tanımlarisgturkiyesinav.comacikders.ankara.edu.tr. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de benzer şekilde iş kazasını kontrol altına alınmamış ve önceden öngörülmemiş zararlı bir olay olarak ifade etmektedir. Bu tanımlar, iş kazalarının öngörülemez olduğunu ancak uygun önlemler alınmadığında ortaya çıktığını vurgulamaktadır. Nitekim bir iş kazasının gerçekleşmesi, çoğu zaman işyerinde gerekli iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin tam alınmamasıyla yakından ilişkilidir.
Türk hukuk sistemi de iş kazalarının önlenebilirliği ilkesini göz önünde bulundurur. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenlere çalışanların iş kazasına uğramaması için gerekli her türlü tedbiri alma yükümlülüğü getirmiştir. İşveren; risk değerlendirmesi yapmak, çalışanlara eğitim vermek, koruyucu ekipman sağlamak gibi pek çok önlemi yerine getirmek zorundadır.
Bu yükümlülüklerin ihlali, meydana gelen kazanın hukuken “öngörülebilir ve önlenebilir” olduğu anlamına gelecek ve işverenin sorumluluğunu doğuracaktır. Yargıtay kararları da “kaçınılmazlık ilkesi” adı altında, iş kazasının tüm önlemler alınsa dahi önlenemeyecek bir olay olması halinde işvereni sorumluluktan kurtarabileceğini vurgulamaktadırmuhasebenews.com. Aksi takdirde, bir iş kazası meydana gelmişse işveren kusurlu kabul edilmekte ve sorumlu tutulmaktadır.
İş kazası kavramının kapsamına meslek hastalığı da girmektedir; ancak meslek hastalığı, iş kazasından farklı olarak uzun süreli maruziyet sonucu ortaya çıkan hastalıklardır. Meslek hastalıkları da ayrı bir inceleme konusu olmakla birlikte, iş kazası avukatları genellikle meslek hastalıklarından doğan tazminat süreçlerini de takip edebilmektedir. Her iki durumda da temel amaç, çalışanın uğradığı zararın telafi edilmesi ve benzer zararların tekrarının önlenmesine katkıda bulunmaktır.
İstatistikler, iş kazalarının Türkiye’de ciddi bir sorun olduğunu göstermektedir. SGK verilerine göre 2023 yılında ülkemizde 681.000’den fazla iş kazası meydana gelmiş ve bu kazalarda 1.966 işçi hayatını kaybetmiştirguvenliinsaat.csgb.gov.tr. ILO verilerine göre ise Türkiye, ölümlü iş kazaları sıralamasında Avrupa’da ilk sırada, dünyada ise üst sıralarda yer almaktadıracikders.ankara.edu.tr.
Bu durum, iş kazası avukatlarının ve iş güvenliği profesyonellerinin ülkemizdeki çalışma hayatında oynadığı kritik rolü ortaya koymaktadır. Özellikle İstanbul gibi sanayinin ve inşaat sektörünün yoğun olduğu illerde iş kazası vakaları sıklıkla yaşanmaktadır. 2023 yılı resmi verilerine göre İstanbul ilinde tek bir yılda kayıtlara geçen iş kazası sayısı 148 bini aşmıştırnedenisguvenligi.com. Bu yüksek rakamlar, hem iş güvenliği önlemlerinin önemine hem de iş kazası sonrası hukuki sürecin doğru yönetilmesinin gerekliliğine işaret etmektedir.
İş Kazası Halinde Yapılması Gerekenler (Yasal Yükümlülükler)
Bir iş kazası meydana geldiğinde, hem işçinin hem işverenin belirli yükümlülükleri ve atması gereken adımlar vardır. Bu adımlar, iş kazası sonrası hak kayıplarını önlemek ve yasal süreçlerin sağlıklı işlemesini sağlamak açısından kritik öneme sahiptir.
İlk olarak, kazaya uğrayan işçinin sağlığı ve güvenliği temin edilmelidir. İş kazası geçiren bir çalışan için yapılacak ilk şey, derhal tıbbi yardım almaktır. İşveren veya çalışma arkadaşları, yaralanan kişiyi en hızlı şekilde sağlık kuruluşuna ulaştırmalıdır. İş kazası sonucunda meydana gelen yaralanma ne kadar küçük görünürse görünsün, mutlaka sağlık kontrolünden geçirilmelidir. Bu sadece tıbbi açıdan değil, aynı zamanda hukuki açıdan da önemlidir; zira hastanede düzenlenecek raporlarda olayın bir iş kazası sonucu gerçekleştiğinin kayıt altına alınması ilerideki hak talepleri için delil teşkil edecektir.
İkinci olarak, kazanın derhal ilgili mercilere bildirilmesi gerekir. 4857 sayılı İş Kanunu ve 5510 sayılı Kanun uyarınca işveren, iş kazasını vakit kaybetmeden bildirmekle yükümlüdür. Özellikle işverenin, kazanın olduğu yerdeki yetkili kolluk kuvvetlerine (polis veya jandarma) derhal haber vermesi yasal bir zorunluluktur. Bunun yanı sıra, Sosyal Güvenlik Kurumu’na da iş kazasının en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde bildirilmesi gerekirsgk.gov.tr. SGK, iş kazası bildiriminin yasal süresi konusunda nettir.
Bu bildirim, “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirgesi” formu kullanılarak elektronik ortamda veya doğrudan ilgili SGK müdürlüğüne iletilebilir. Üç iş günlük süre, iş kazasının ertesi gününden itibaren başlar (hafta sonu ve resmi tatiller sayılmaz). Eğer kaza, işverenin kontrolü dışındaki bir yerde olmuşsa, üç günlük süre iş kazasının işveren tarafından öğrenildiği tarihten itibaren başlar. Zamanında bildirim yapılmazsa işveren idari para cezasıyla karşılaşabileceği gibi, SGK’nın işçiye ödediği bazı ödenekleri işverenden tahsil etme hakkı da doğarmuhasebenews.com.
Üçüncü önemli adım, kazanın işyerinde kayıt altına alınması ve delillerin toplanmasıdır. İşveren, işyerinde bir iş kazası tutanağı düzenleyerek olayı kayıt altına almalıdır. Bu tutanakta kazanın tarihi, saati, yeri, tanıkların ifadeleri, kazanın nasıl gerçekleştiği, kullanılan ekipmanlar gibi bilgiler ayrıntılı şekilde yer alır.
Tutanak, mümkünse kazaya karışanlar ve tanıklar tarafından imzalanmalıdır. İş kazası avukatı, müvekkiline bu süreçte yol göstererek hangi bilgilerin toplanması gerektiği konusunda destek verebilir. Örneğin, kaza anına ilişkin fotoğraflar veya video kayıtları varsa bunların saklanması, iş güvenliği eğitim belgeleri, kullanılan ekipmanın durumu gibi unsurların belge altına alınması ileride hukuki süreçte son derece değerli olacaktır.
İş kazası geçiren işçi de imkan dahilinde kendi hakları için kanıt toplamaya çalışmalıdır. Eğer durumu elveriyorsa, kazayı gören iş arkadaşlarının isim ve iletişim bilgilerini almak, olay yerinin fotoğraflarını çekmek, işyerindeki kamera kayıtlarının silinmemesi için talepte bulunmak gibi adımlar atılabilir. Bu tür kanıtlar, hem kazanın oluş biçimini aydınlatmak hem de işverenin olası kusurunu ortaya koymak açısından önem taşır.
Dördüncü olarak, iş kazasının yetkili makamlarda soruşturulması süreci başlar. Bir iş kazası meydana geldiğinde, olayın niteliğine göre Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı iş müfettişleri inceleme yapabilir. Özellikle ölümlü veya ağır yaralanmalı kazalarda, iş müfettişleri işyerine gelerek iş güvenliği tedbirlerinin yeterli olup olmadığını araştırır ve bir rapor hazırlar. Bu rapor, hem olası idari yaptırımlar hem de ceza soruşturması açısından temel teşkil eder.
Aynı şekilde savcılık makamı da iş kazası sonucunda bir ceza soruşturması başlatabilir. Özellikle ölümle veya ağır yaralanmayla sonuçlanan kazalarda, savcılık işveren veya sorumlu diğer kişiler hakkında “taksirle yaralama” veya “taksirle ölüme sebebiyet verme” suçlarından soruşturma yürütür. Bu süreçte iş kazası avukatının rolü, müvekkilinin bu soruşturmada “şikayetçi” sıfatıyla ifadesinin alınmasını sağlamak, delillerin ceza dosyasına girmesine katkıda bulunmak ve ceza davasını takip ederek müvekkilin haklarını savunmaktır.
Önemli not: Bazı işverenler, iş kazasından sonra olayın resmiyete yansımasını engellemek veya sorumluluktan kaçınmak amacıyla işçiden “şikayetçi olmamasını” talep edebilir ya da aceleyle bir feragatname/ibra belgesi imzalatmaya çalışabilir. İş kazası geçiren işçi, haklarını tam olarak bilip değerlendirmeden ve uzman bir hukukçuya danışmadan kesinlikle böyle bir belge imzalamamalıdır. Aksi takdirde ileride tazminat davası açma veya bazı haklarını talep etme imkânını yitirebilir. Bu nedenle kaza sonrası süreçte yapılacak her kritik işlemde avukat desteği almak son derece yararlıdır.
Özetle, bir iş kazası yaşandığında ilk öncelik sağlık ve güvenlik olmak üzere, akabinde yasal prosedürlerin eksiksiz tamamlanması gerekir. Zamanında yapılan bildirimler ve toplanan deliller, mağdur işçinin hakkını ararken elini güçlendirecektir. Aksi halde, örneğin kazanın uzun süre bildirilmemesi veya delillerin toplanmaması durumunda işçi hak kaybı yaşayabilir. Bu nedenle iş kazası sonrasında deneyimli bir iş kazası avukatından destek almak, sürecin en başından itibaren doğru ilerlemesini temin edecektir.
İş Kazası Nedeniyle İşçinin Hakları ve Tazminat Türleri
Bir iş kazası meydana geldiğinde, kazadan etkilenen işçi ve yakınları çeşitli yasal haklara sahip olur. Bu haklar iki ana kategoride incelenebilir: sosyal güvenlik hakları ve tazminat hakları. İş kazası avukatları, müvekkillerinin hem SGK’dan doğan haklarını eksiksiz alabilmeleri hem de işverenden talep edilecek tazminatları maksimum düzeyde kazanabilmeleri için çalışır.
1. Sosyal Güvenlik Kapsamındaki Haklar (SGK Hakları): İş kazası geçiren sigortalı işçi, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sağlanan bazı yardımlara hak kazanır. 5510 sayılı Kanun’a göre iş kazası sigortasından sağlanan başlıca haklar şunlardır:
- Geçici İş Göremezlik Ödeneği: İş kazası nedeniyle çalışamadığı günler için sigortalıya ödenen, geçici süreli gelir desteği niteliğindeki ödenektir. İşçi, hastaneden alacağı istirahat raporu süresince SGK’dan bu ödeneği alabilir. Bu ödeme, işçinin raporlu olduğu günler için günlük kazancının belirli bir oranı üzerinden hesaplanır.
- Sürekli İş Göremezlik Geliri: İş kazası sonucunda işçi kalıcı olarak iş gücü kaybına uğramışsa (örneğin uzuv kaybı, kalıcı sakatlık gibi durumlar), SGK tarafından sürekli iş göremezlik aylığı bağlanır. Bu gelire hak kazanmak için iş kazası sonucu oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranının en az %10 olması gerekir. Sürekli iş göremezlik geliri, işçinin çalışma gücünü yitirdiği orana ve kazadan önceki prime esas kazancına göre hesaplanır.
- Ölüm Geliri (Cenaze ve Dul/Yetim Aylığı): İş kazası ölümle sonuçlandığında, vefat eden işçinin hak sahibi yakınlarına (eş, çocuklar ve bakmakla yükümlü olduğu anne-baba) SGK tarafından ölüm aylığı bağlanır. Ayrıca cenaze masrafları için bir defaya mahsus cenaze ödeneği de verilir. Ölüm aylığı, sigortalının prim gün sayısı ve kazançları esas alınarak hesaplanır ve dul eşe, belirli koşullardaki çocuklara ve muhtaç durumda ise anne-babaya paylaştırılır.
- Sağlık Hizmetleri ve Protez Yardımı: İş kazası geçiren işçinin tedavi giderleri SGK tarafından karşılanır. Hastane masrafları, ameliyat ve rehabilitasyon giderleri sigorta kapsamında ödenirken, gerekirse takılan protez, ortez gibi iyileştirici araçlar da SGK tarafından temin edilir veya bedeli ödenir.
Yukarıdaki SGK yardımları, iş kazası sonrasında işçinin bir sosyal risk olarak korunmasını amaçlar. SGK ayrıca, eğer iş kazasının meydana gelmesinde işverenin kastı veya ihmali varsa, 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca yaptığı ödemeleri işverene rücû edebilirmuhasebenews.com. Yani SGK, bağladığı gelir ve ödeneklerin belirli bir kısmını kusurlu işverenden geri isteme hakkına sahiptir. Bu durum doğrudan işçinin talep edeceği tazminatı etkilemese de, işverenin kusurunun hukuki bir sonucudur ve iş kazası sonrası süreçlerin bir parçasıdır.
Ancak SGK’nın sağladığı ödemeler, çoğu zaman işçinin uğradığı tüm zararları karşılamaya yetmez. Özellikle manevi açıdan yaşanan kayıplar ile işçinin tam gelir kaybı gibi kalemler SGK tarafından tazmin edilmez. Bu noktada devreye, işverene karşı talep edilebilecek tazminat hakları girer.
2. İşverene Karşı Tazminat Hakları: İş kazası sonucunda işçi veya vefatı durumunda yakınları, işverenden maddi ve manevi tazminat talep edebilirler. Türk Borçlar Kanunu m.417 ve ilgili hükümleri uyarınca, işveren çalışanını gözetme ve koruma borcu altındadır. İş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almayan veya gereken özeni göstermeyen işveren, meydana gelen kazadan sorumlu tutulur ve işçinin zararlarını tazmin etmekle yükümlüdür.
İşverene karşı talep edilebilecek tazminatlar genel olarak ikiye ayrılır: Maddi tazminat ve manevi tazminat. Ayrıca ölüm durumunda maddi tazminat içinde özel bir kalem olan destekten yoksun kalma tazminatı söz konusu olur. İş kazası avukatı, bu tazminat kalemlerinin her birini ayrı ayrı değerlendirerek müvekkili adına talep eder.
- Maddi Tazminat: İş kazası nedeniyle işçinin uğradığı ekonomik kayıpların karşılanmasını amaçlar. Maddi tazminat kalemleri arasında işçinin çalışamadığı dönemde kaybettiği ücretler, gelecekte çalışma gücündeki azalma nedeniyle uğrayacağı gelir kaybı, tedavi ve rehabilitasyon giderleri, protez veya cihaz masrafları, iş göremezlik nedeniyle bakım ihtiyacı doğmuşsa bakıcı giderleri gibi somut zararlar bulunur. Örneğin, kaza sonucu %40 iş göremez hale gelen bir işçinin, emekli olacağı yaşa kadarki dönem için %40 oranında gelir kaybı yaşayacağı hesaplanarak buna denk düşen miktar maddi tazminat olarak talep edilir. Mahkemeler, maddi tazminatı hesaplarken aktüeryal yöntemler kullanır; bilirkişiler işçinin yaşı, kazanç durumu, maluliyet oranı gibi kriterleri göz önüne alarak kapsamlı bir hesaplama yaparlar. Eğer kaza sonucunda işçi ölmüşse, maddi tazminat kapsamında ölenin desteğinden mahrum kalan yakınları için destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanır. Bu tazminat, ölen kişinin sağ olsaydı yakınlarına sağlayacağı maddi desteğin, bugünkü değere indirgenmiş toplamını ifade eder.
- Manevi Tazminat: İş kazasının işçi ve ailesi üzerinde bıraktığı psikolojik ve duygusal zararın karşılığıdır. Manevi tazminat, parayla ölçülmesi zor olan bu manevi acı ve ıstırabın bir nebze olsun hafifletilmesi amacıyla, işverenin kusurunun ağırlığı da dikkate alınarak hakim tarafından takdir edilir. Örneğin, iş kazası sonucu kalıcı sakat kalan bir işçi, uğradığı hayat kalitesi düşüşü ve çektiği acılar için manevi tazminat talep edebilir. Benzer şekilde, ölümlü bir iş kazasında ölenin eşi, çocukları veya anne-babası manevi tazminat isteyebilir. Türk hukukunda manevi tazminat miktarı, işçinin veya yakınlarının maruz kaldığı üzüntü ve acının derecesine, işverenin kusurunun ağırlığına ve tarafların ekonomik durumlarına göre takdir edilmektedir.
- Destekten Yoksun Kalma Tazminatı: İş kazası ölümle sonuçlandığında, ölen işçinin geride kalan ve onun maddi desteği ile geçinen ailesi, uğradıkları gelir kaybı için destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilir. Bu tazminat türü aslında maddi tazminatın bir alt başlığıdır ancak uygulamada ayrı olarak vurgulanır. Hesaplanmasında, ölen işçinin yaşı, kazanç düzeyi, bakmakla yükümlü olduğu kişilerin (örneğin eş ve çocuklar) sayısı ve yaşı gibi faktörler göz önüne alınır. Mahkeme, ölen kişinin varsayılan yaşam süresi boyunca ailesine sağlayacağı maddi desteği hesaplar ve bu tutarın, peşin sermaye değeri olarak işverence ödenmesine hükmeder. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölenin eşine, çocuklarına ve gerekiyorsa bakıma muhtaç ebeveynlerine paylaştırılır. Kardeşler gibi daha uzak yakınlar ise ancak ölenin onlara düzenli maddi destekte bulunduğunu ispat ederlerse bu tazminattan pay alabilirler.
İşverene karşı açılan tazminat davalarında, iş kazasının oluşumunda işverenin kusuru belirleyici rol oynar. Eğer iş kazası tamamen işçinin kendi kusurundan kaynaklanmış ve işverenin hiçbir ihmali bulunmuyorsa, işveren sorumlu tutulmayabilir. Ancak uygulamada işverenin kusursuz olduğu durumlar son derece istisnaidir. Zira işverenin iş güvenliği önlemlerini alırken gösterdiği en ufak bir eksiklik bile kusur olarak değerlendirilebilir.
Örneğin bir işçi, koruyucu ekipman verilmiş olsa bile bunu kullanmadığı için yaralanmışsa, işverenin en azından denetim ve eğitim eksikliği nedeniyle kısmi kusuru olabilecektir. Yargıtay içtihatları, iş kazası davalarında işverenlerin sorumluluktan kurtulabilmesi için kazanın “kaçınılmazlık ilkesi” gereği tamamen önlenemez ve öngörülemez nitelikte olması gerektiğini, bunun dışındaki hallerde işverenin sorumlu olacağını belirtmektedirmuhasebenews.com.
Bununla birlikte, işçinin ağır ihmali veya kastı söz konusuysa tazminat miktarında indirim yapılabilir. Örneğin, işyerinde yasak olmasına rağmen koruyucu ekipman kullanmayı reddeden ve tehlikeli hareket eden bir işçi kazaya uğrarsa, mahkeme bu durumu değerlendirecek ve tazminatta hakkaniyet indirimi uygulayabilecektir. Ancak tamamen işçinin kusurlu olduğu istisnai durumlar haricinde, iş kazalarında genel yaklaşım işvereni sorumlu tutmaktır. Çünkü iş ilişkisi çerçevesinde işveren, çalışanını gözetmek ve güvenli bir ortam sağlamakla yükümlüdür.
3. Diğer Haklar ve Talepler: İş kazası sonrasında işçi, yukarıda sayılan temel haklar dışında bazı yan talep ve dava haklarına da sahip olabilir. Örneğin, kaza nedeniyle işçinin iş sözleşmesi feshedilmişse kıdem ve ihbar tazminatı talebi gündeme gelebilir.
Ya da iş kazası sonucu Sosyal Güvenlik Kurumu bazı masrafları karşılamamışsa (örneğin özel hastane masrafları gibi), bunlar da ayrıca işverenden talep edilebilir. Ayrıca, eğer işçi kaza öncesinde işverenden mesai ücreti, izin ücreti gibi başka alacaklara sahip ancak alamamışsa, bunlar da ayrı davaların konusu olabilir. İş kazası avukatı, müvekkilinin durumunu bütüncül olarak değerlendirip tüm olası talep kalemlerini belirler ve gerekli hukuki adımları atar.
Özetlemek gerekirse, iş kazası geçiren bir işçi, devletin sunduğu sosyal güvenlik korumasından yararlanırken aynı zamanda işverenden de maddi ve manevi zararlarının tazminini isteyebilir. SGK’nın bağladığı gelirler ve ödenekler işçinin temel geçimini güvenceye almak içindir; ancak gerçek zararların tam olarak telafisi için genellikle yargı yoluna başvurmak gerekecektir. İş kazası avukatları bu süreçte, maddi zararların kalem kalem hesaplanmasını sağlamak ve manevi zararların da göz ardı edilmemesini temin etmek suretiyle müvekkillerinin hak ettiği tazminatı almasına gayret eder.
İş Kazası Nedeniyle Açılabilecek Davalar ve Hukuki Süreç
İş kazası meydana geldikten sonra, mağdur işçi veya hayatını kaybettiyse yakınları tarafından çeşitli hukuki süreçler başlatılabilir. Bu süreçler temel olarak üç kulvarda ilerler: Sosyal Güvenlik Kurumu süreci, ceza soruşturması/davası ve sivil (tazminat) davası. İş kazası avukatı, bu süreçlerin her birini koordine ederek müvekkilinin çıkarlarını korur.
1. SGK Süreci (İdari Süreç): Daha önce belirtildiği gibi, bir iş kazası gerçekleştiğinde işveren bunu SGK’ya bildirmek zorundadır. SGK, bildirimin ardından kaza ile ilgili bir tahkikat/tetik soruşturması yürütür. Özellikle sürekli iş göremezlik geliri ya da ölüm geliri bağlanabilmesi için SGK müfettişleri kaza hakkında rapor düzenler ve kazanın gerçekten işle bağlantılı bir iş kazası olduğunu tespit eder. Bu süreçte iş kazası avukatı, SGK müfettişlerinin hazırladığı raporları takip eder, gerektiğinde müvekkili adına beyanlarda bulunur.
Eğer işveren kazayı bildirmemiş ya da yanlış bildirimde bulunmuşsa, avukat müvekkili adına SGK’ya başvurarak kazanın tespiti için işlemler başlatılmasını sağlayabilir. İş kazasının SGK tarafından resmen iş kazası olarak tanınması kritik bir adımdır; zira bu, hem SGK yardımlarının alınabilmesi için gereklidir hem de ileride açılacak tazminat davasında kazanın iş kazası olduğunun kabulü açısından önemlidir.
Bazı durumlarda iş kazasının gerçekleştiği hususunda uyuşmazlık olabilir. Örneğin işveren, kazanın iş saatleri dışında olduğunu veya işten bağımsız bir sebeple gerçekleştiğini iddia edebilir. Bu gibi hallerde iş kazası tespiti davası gündeme gelebilir. İşçi, iş mahkemesinde kazanın iş kazası olduğunun tespiti için dava açabilir. Bu dava sonucunda mahkeme, kazanın bir iş kazası olduğuna hükmederse SGK da buna uygun olarak işlem yapar. İş kazası avukatları, bu tespit davalarını da müvekkilleri adına takip eder ve gerekli delilleri sunar.
Ayrıca iş kazası geçiren işçinin sigortasız (kayıtdışı) çalıştırıldığı durumlar da söz konusu olabilir. Böyle bir durumda, öncelikle iş mahkemesinde hizmet tespiti davası açılarak işçinin çalışmasının ve sigortalı statüsünün tescil edilmesi gerekecektir; aksi takdirde SGK, kazayı iş kazası olarak işlemeyebilir veya sigorta yardımlarını sağlamada güçlük çıkarabilir. Hizmet tespiti kararı alındıktan sonra SGK süreçleri normal şekilde ilerleyebilir.
2. Ceza Soruşturması ve Davası: İş kazası sonucunda bir yaralanma veya ölüm meydana geldiğinde, Cumhuriyet Savcılığı olaya ilişkin kendiliğinden (re’sen) soruşturma başlatabilir. İş kazası avukatının, müvekkili işçi ya da yakınları adına bu sürece müdahil olması önemlidir. Savcılık soruşturmasında kaza ile ilgili kusurlar incelenir; eğer işveren veya iş güvenliği sorumluları gibi kişiler bakımından taksirli (ihmal sonucu) davranış tespit edilirse, bu kişiler hakkında Türk Ceza Kanunu kapsamında kamu davası açılır.
Örneğin, ölümlü bir iş kazasında TCK m.85 uyarınca “taksirle ölüme neden olma” suçu gündeme gelir ve sorumlular hakkında ceza davası yürütülür. Yaralanmalı kazalarda ise TCK m.89’daki “taksirle yaralanmaya neden olma” suçu söz konusu olabilir.
Mağdur işçi veya ölenin yakınları, ceza davasında “şikayetçi” veya “katılan” (müdahil) sıfatıyla yer alabilirler. İş kazası avukatı, müvekkillerini temsilen ceza davasına katılarak, delillerin tam toplanmasını ve sanıkların gerekli cezayı almasını sağlamak için argümanlar sunar. Ceza davasının sonucu, hukuk davasını da dolaylı olarak etkileyebilir.
Özellikle sanıkların kusurlu bulunduğuna dair bir mahkeme kararı, tazminat davasında işverene kusur atfedilmesi açısından güçlü bir dayanak oluşturacaktır. Örneğin ceza mahkemesi, işverenin iş güvenliği talimatlarına uymayarak kazaya sebebiyet verdiğini tespit etmişse, bu olgu hukuk mahkemesinde kesin delil olmasa bile kuvvetli bir kanıt olarak değerlendirilir.
Ceza davası kapsamında mahkeme, sanık işveren veya sorumluları hapis cezası ya da adli para cezası ile cezalandırabilir. Ancak mağdurun maddi-manevi zararlarının giderilmesi doğrudan ceza davasının konusu değildir (ceza mahkemesi, tazminat taleplerini genellikle hukuk mahkemesine bırakır). Dolayısıyla, ceza davası sonuçlansa bile işçinin veya yakınlarının tazminat hakkını kullanabilmesi için ayrı bir hukuk davası (tazminat davası) açılması gerekir.
3. Hukuk (Tazminat) Davası: İş kazası nedeniyle işçi veya yakınlarının işverenden maddi ve manevi tazminat talep etmek için açtıkları dava, hukuk mahkemelerinde görülen tazminat davasıdır. Bu davalar, özel uzmanlık gerektirdiği için genellikle iş mahkemelerinde görülür. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’na göre, iş kazalarından doğan tazminat davaları iş mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Yetki bakımından ise genel olarak kazanın meydana geldiği yer mahkemesi veya davalı işverenin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.
Eğer işçi, bir alt işveren (taşeron) çalışanı ise, açılacak tazminat davasında genellikle hem alt işveren hem de asıl işveren birlikte davalı gösterilir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı da iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin uygulanmasından sorumludur.
Dolayısıyla, örneğin büyük bir fabrikada taşeron firmaya bağlı çalışan bir işçi kaza geçirdiğinde, o taşeron firma ile birlikte fabrika (asıl işveren) da tazminattan müteselsilen sorumlu tutulabilir. Uygulamada bu gibi durumlarda dava hem alt işverene hem de asıl işverene yöneltilir; mahkeme kusur durumuna göre her ikisini de sorumlu tutabilir.
Tazminat davası açmadan önce 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemelerle iş hukuku uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuk müessesesi getirildiğini belirtmek gerekir. Ancak iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davaları kanunen dava şartı arabuluculuğa tabi değildir.
Yani mağdur işçi veya hak sahipleri, dava açmadan önce arabulucuya başvurmak zorunda değillerdir. Elbette taraflar dilerse kendi istekleriyle arabuluculuk görüşmesi yapıp anlaşma zemini arayabilirler; ancak uygulamada ciddi bedensel zarar veya ölümle sonuçlanan iş kazalarında tarafların mahkeme dışında uzlaşması nadir görülür, zira talep edilen tazminat tutarları ve kusur tartışmaları genellikle uzlaşmayı zorlaştırır.
İş kazası tazminat davası, usulen dava dilekçesinin mahkemeye sunulmasıyla başlar. Davacı (işçi veya hak sahipleri) dava dilekçesinde olayın nasıl gerçekleştiğini, işverenin kusurunu, uğranılan maddi-manevi zararları ayrıntılı biçimde ortaya koyar. Bu dilekçeye kaza tutanakları, SGK kayıtları, hastane raporları, fotoğraflar, tanık listeleri gibi deliller eklenir. Davalı işveren ise cevabında kendi savunmasını yapar; örneğin kazada kendi kusurunun olmadığını, işçinin talimatlara uymaması nedeniyle kazanın meydana geldiğini iddia edebilir veya talep edilen tazminat miktarlarının fahiş olduğunu savunabilir.
Mahkeme, yargılama sırasında kazanın oluş biçimini ve kusur durumunu aydınlatmak için iş güvenliği konusunda uzman bilirkişilerden rapor alır. Bu bilirkişi raporları, iş kazası davalarının en kritik parçalarından biridir. Bilirkişi heyeti (genelde iş güvenliği uzmanı, mühendis gibi teknik kişilerden oluşur) işyerini ve olay koşullarını inceleyebilir, tarafların sunduğu delilleri değerlendirir ve sonuçta kazada işverenin, işçinin ve varsa üçüncü kişilerin kusur oranlarını belirler.
Örneğin bir raporda, işverenin gerekli koruyucu ekipmanı temin etmediği veya denetim yapmadığı için %80 kusurlu, işçinin ise eğitim talimatlarını kısmen ihlal ettiği için %20 kusurlu olduğu sonucuna varılabilir. Taraflar bu rapora itiraz edebilir; mahkeme gerek görürse ek rapor aldırabilir veya ikinci bir bilirkişi heyetine başvurabilir.
Kusur durumunun yanı sıra, tazminat miktarlarının hesaplanması için ayrı bir bilirkişi (aktüer) görevlendirilir. Aktüeryal bilirkişi, yukarıda bahsedilen maddi zarar kalemlerini (gelir kaybı, çalışma gücü kaybı, destekten yoksun kalma, tedavi giderleri vb.) dikkate alarak bir hesaplama yapar ve mahkemeye sunar. Manevi tazminat konusunda ise bilirkişi değil, hakim kendi takdirini kullanır (ancak benzer olaylardaki emsal kararlar hakim için yol gösterici olabilir).
Not edilmelidir ki, bazı işverenler iş kazalarına karşı sorumluluk sigortası (işveren mali mesuliyet sigortası) yaptırmış olabilir. Böyle bir durumda, davanın muhatabı yine işveren olsa da fiilen ödenecek tazminat tutarlarını işverenin sigorta şirketi karşılayabilir. İş kazası avukatı, eğer mevcutsa sigorta poliçelerini de inceleyerek tazminatın güvence altından ödenmesini sağlamaya çalışır. Ancak bu durum, işverenin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; sigorta şirketi genellikle davada işveren yanında davaya dahil olup ödemeyi üstlenir.
Tüm deliller toplandıktan ve bilirkişi raporları geldikten sonra mahkeme karar aşamasına geçer. Eğer iş kazasının işveren açısından hukuki sorumluluk doğurduğu tespit edilirse, mahkeme işvereni belirli bir maddi ve manevi tazminat ödemeye mahkûm eder. Kararda genellikle maddi tazminat kalem kalem (örneğin sürekli iş göremezlik zararı, destekten yoksun kalma tutarı gibi) ve manevi tazminat ise toplu bir miktar olarak belirtilir. Mahkeme kararında ayrıca işlemiş faiz, yargılama giderleri ve vekalet ücreti gibi hususlar da hükme bağlanır.
Mahkeme kararı, taraflarca istinaf ve temyiz kanun yollarına götürülebilir. Türkiye’de iş kazası tazminat davalarına ilişkin kararlar temyiz edildiğinde dosya Yargıtay’ın ilgili hukuk dairesi (iş kazalarında çoğunlukla 21. Hukuk Dairesi) tarafından incelenir. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını hukuki denetimden geçirir; bilirkişi raporlarında bir eksiklik veya çelişki olup olmadığına, kusur ve hesaplamaların hukuka uygun yapılıp yapılmadığına bakar.
Eğer bir hata tespit ederse kararı bozar ve dosya yeniden yerel mahkemeye gelir; kararı doğru bulursa onayarak kesinleştirir.
İş kazası tazminat davalarının süresi, ne yazık ki genelde uzundur. Bu tür davalarda teknik incelemeler, bilirkişi süreçleri ve kanun yolu (temyiz) aşaması bulunduğundan, bir davanın kesin olarak sonuçlanması birkaç yılı bulabilmektedir. Uygulamada yaralanmalı iş kazası davalarının sonuçlanması 2-3 yılı bulabilirken, ölümlü iş kazası davaları 3-4 yıl sürebilmektedir.
Dosyanın Yargıtay’a gitmesi halinde süreç birkaç yıl daha uzayabilir. Bu nedenle, iş kazası avukatı her ne kadar sürecin hızlanması için çaba gösterse de, yargılama süreçlerinin belli bir zaman alacağı gerçeğini müvekkiline anlatır ve sabırla tüm aşamaların takip edilmesini sağlar.
İş kazasından doğan davalarda bir diğer önemli hukuki konu da zamanaşımı süreleridir. Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillere ilişkin genel hükmü uyarınca (TBK m.72), tazminat talepleri zarar ve faili öğrenmeden itibaren 2 yıl ve her hâlde fiilin olduğu tarihten itibaren 10 yıl içinde ileri sürülmelidir.
Ancak aynı fiil ceza kanunlarına göre daha uzun bir zamanaşımı süresine tabi bir suç oluşturuyorsa, tazminat talebi için o uzun süre uygulanır. Bu nedenle ölümlü iş kazalarında (taksirle ölüm suçu kapsamına girdiği için) zamanaşımı süresi fiilen 15 yıla çıkabilmektedir.
Yaralanmalı iş kazalarında ise genellikle 10 yıllık genel süre geçerlidir. Zamanaşımı süresi, kural olarak kazanın meydana geldiği tarihten başlar; ancak işçinin maluliyetinin kesin tespiti daha geç bir tarihte yapılmışsa (örneğin tedavi süreci uzun sürdüyse veya maluliyet oranı sonra belirgilendiyse) bu durumda zamanaşımı süresi, maluliyetin kesinleştiği tarihten itibaren de hesaplanabilir. İş kazası avukatı, müvekkilinin hak kaybına uğramaması için bu süreleri yakından takip eder ve dava açma süresini geçirmeden gerekli hukuki girişimleri yapar.
Sonuç olarak, iş kazası sonrası hukuki süreç çok boyutlu bir yapıdadır: SGK işlemleri, ceza soruşturmaları ve tazminat davaları bir arada veya birbirini takip ederek yürüyebilir. Bu süreçte her kulvarın kendine özgü prosedürleri ve süreleri vardır. Deneyimli bir iş kazası avukatı, müvekkilinin tüm haklarını bu süreçlerin her birinde gözeterek, sonunda adaletin tecelli etmesini ve uğranılan zararların giderilmesini sağlamaya çalışır.
İş Kazası Avukatının Rolü ve Önemi
İş kazası avukatı, yukarıda detaylandırılan süreçlerin her aşamasında müvekkilinin yanında olarak kritik bir rol üstlenir. İş kazalarının hukuki boyutu, teknik iş güvenliği detaylarıyla ve sosyal güvenlik mevzuatıyla iç içe geçtiği için bu alanda uzmanlaşmış bir avukatın desteği, hak arama sürecinin etkinliği açısından büyük fark yaratır.
Hukuki Danışmanlık ve Yol Haritası Belirleme: Bir iş kazası meydana gelir gelmez, mağdur işçi veya ailesi çoğunlukla ne yapacağını bilemez haldedir. İş kazası avukatı, ilk andan itibaren danışmanlık vererek yol gösterir. Örneğin, kazadan hemen sonra hangi kurumlara başvurulacağı, hangi formların doldurulacağı, delillerin nasıl toplanacağı konularında avukatın yönlendirmesi sayesinde müvekkil, ileride hak kaybına uğramamak için gerekenleri zamanında yapmış olur. Avukat, durumun özelliğine göre öncelikle SGK sürecinin mi yoksa doğrudan dava sürecinin mi başlatılacağını planlar ve müvekkiline bir yol haritası çizer.
Hakların Maksimum Düzeyde Savunulması: İş kazası avukatının birincil önemi, müvekkilinin tüm yasal haklarını en üst düzeyde talep etmesidir. Hukuk bilgisi olmayan bir işçi veya aile, genellikle sadece belirli tazminat kalemlerini talep etmeyi düşünürken uzman bir avukat, tüm potansiyel kalemleri ortaya çıkarır.
Örneğin, bir işçi yalnızca o anki hastane masraflarını ve bir miktar manevi tazminatı talep etmeyi düşünebilir. Oysa iş kazası avukatı, işçinin ileride karşılaşacağı gelir kayıplarını, emeklilikte yaşayacağı eksikleri, enflasyon oranlarını, bakıcı gideri gibi kalemleri ve hatta protezlerin yenilenme maliyetlerini bile hesaba katarak kapsamlı bir talep seti oluşturur. Manevi tazminat açısından da emsal Yargıtay kararlarını ve hukuki gerekçeleri sunarak, işçinin çektiği acının yargı tarafından layıkıyla değerlendirilmesini sağlamaya çalışır.
Delil Toplama ve Teknik Bilgi Kullanımı: İş kazası davaları teknik yönü ağır basan davalardır. Bir makineye elini kaptıran işçinin davasında, o makinede bulunması gereken koruyucu aparatların olup olmadığı, uyarı levhaları, acil durdurma butonları gibi teknik ayrıntılar önem kazanır. İş kazası avukatı, gerektiğinde iş güvenliği uzmanlarıyla iş birliği yaparak olayın teknik analizini yaptırır. İş müfettişi raporlarını titizlikle inceler ve eğer raporlarda eksik ya da hatalı değerlendirme varsa bunlara itiraz eder.
Örneğin, bir raporda işverenin kusuru düşük belirlenmişse avukat buna karşı çıkıp ikinci bir uzman görüşü alınmasını talep edebilir. Aynı şekilde tanık beyanlarının tutarlı olmasını sağlar; tanıkları mahkemeye hazırlayarak hakimin sorularına doğru şekilde cevap vermelerine yardımcı olur.
Müzakere ve Uzlaşma Yönetimi: Bazı durumlarda, özellikle işverenin açık kusurlu olduğu ve zarar miktarının hesaplanabildiği hallerde, dava açılmadan önce veya dava sırasında işveren tarafıyla uzlaşma görüşmeleri yapılabilir. İş kazası avukatı, müvekkilinin menfaatlerini koruyarak işveren vekilleriyle tazminat pazarlığı yapabilir. Bu pazarlıklarda deneyim önemlidir; zira bir defa alınacak toplu tazminatın miktarı, mağdurun yaşam boyu uğrayacağı kayıpları karşılamaya yeterli olmalıdır.
Avukat, aktüeryal hesaplarla desteklediği taleplerini işverene iletip makul bir anlaşma zemini oluşturmaya çalışır. Eğer işverenin önerdiği miktar, müvekkilin zararlarını karşılamaktan uzaksa uzlaşmayı reddederek dava yoluna gitmekten çekinmez. Bununla birlikte, bazen uzun sürecek bir davanın belirsizliği yerine tatmin edici bir peşin ödeme, müvekkil için daha yararlı olabilir; avukat bu dengeyi gözeterek müvekkiline en doğru tavsiyeyi verir.
Yasal Prosedürlere Hakimiyet: Hukuk usulü, süreler ve prosedürler konusunda yapılan hatalar, hak kaybına yol açabilir. İş kazası avukatı, dava dilekçelerinin zamanında verilmesinden, temyiz sürelerinin kaçırılmamasına; SGK’ya yapılacak başvuruların şekil şartlarından, adli tıp raporlarına itiraz sürelerine kadar pek çok teknik ayrıntıyı takip eder. Örneğin, bir tazminat davasında verilen karara karşı istinaf/temyiz süresi kaçırılırsa karar kesinleşir ve tüm haklar kaybedilebilir. Avukat, bu gibi kritik noktaları profesyonelce yönetir ve müvekkilini usul konusunda doğru yönlendirir.
Müvekkilin Yükünün Hafifletilmesi: İş kazası geçiren işçi veya vefat eden işçinin ailesi, hayatlarının belki de en zor dönemini yaşarlar. Bu dönemde hukuki mücadele ile uğraşmak, evrak takibi yapmak, mahkemelere gitmek son derece yorucu olabilir. İş kazası avukatı, tüm bu yükü müvekkili adına üstlenerek onların omzundan büyük bir yük alır. Gerekli durumlarda müvekkilini duruşmalardan muaf tutup, sadece kritik anlarda bulunmasını sağlar ve diğer işlemleri kendisi halleder. Böylece müvekkil hem haklarını aramış olur hem de sürecin stresi bir nebze azalır.
Uzmanlık ve Deneyim ile Sonuç Odaklılık: İş kazası avukatları, benzer davalardaki deneyimleri sayesinde karşı tarafın (işverenin veya onun sigorta şirketinin) ne tür savunmalar yapabileceğini önceden öngörebilir. Örneğin, işveren tarafı çoğunlukla “işçinin kendi kusuru” savunmasını yapar veya “tüm iş güvenliği önlemlerini almıştık, bu talihsiz bir olay” diyerek sorumluluğu reddeder. Avukat, bu savunmaları çürütebilmek için gerekli argümanları ve emsal kararları hazırlamış olur.
Eğer karşı taraf uzatmaya yönelik taktikler izlerse (örneğin gereksiz yere tanık dinletmek, sorumluluğu alt işverene atmaya çalışmak gibi), avukat bunlara karşı da stratejisini belirler. Nihai hedef, müvekkil için en kısa sürede en yüksek tatmin duygusunu sağlayacak adil sonucu elde etmektir.
Tüm bu nedenlerle, iş kazası avukatı ile çalışmak bir iş kazası mağduru için hak arama mücadelesinde hayati bir fark yaratır. İş kazası gibi özel bilgi ve tecrübe gerektiren bir alanda, uzman avukat sayesinde süreç daha güvenli ve etkin ilerler. Özellikle İstanbul iş kazası avukatı olarak faaliyet gösteren, büyük şehir deneyimine sahip avukatlar, iş kazalarının yoğun yaşandığı sektörlerde (inşaat, tersane, maden, fabrika vb.) oluşan tipik sorunlara hakimdir. Bu da davanın seyrini olumlu yönde etkiler. Sonuç olarak, iş kazası avukatı yalnızca bir hukuki temsilci değil, aynı zamanda işçinin veya ailesinin haklarının yılmaz bir savunucusudur.
İstanbul’da İş Kazası Avukatı: Bölgesel Uzmanlık
İstanbul, Türkiye’nin en büyük sanayi, hizmet ve inşaat projelerine ev sahipliği yapan metropolü olarak, ne yazık ki iş kazalarının da en sık yaşandığı şehirlerin başında gelmektedir. Gerek yoğun nüfusu gerekse binlerce iş yerini barındırması nedeniyle İstanbul’da iş kazası avukatı ihtiyacı oldukça fazladır. Marmara Bölgesi genelinde ve özellikle İstanbul’da her yıl pek çok iş kazası meydana gelmekte, bu kazalar sonucunda çok sayıda işçi yaralanmakta veya hayatını kaybetmektedir.
Yukarıda da değinildiği gibi, yalnız 2023 yılında İstanbul’da kayıt altına alınan iş kazası sayısı 148 bini geçmiş durumdadırnedenisguvenligi.com. Bu tablo, İstanbul’daki çalışma koşullarında iş sağlığı ve güvenliği konusunun ne denli kritik olduğunu gösterdiği kadar, kaza sonrasında hukuki yardımın da ne kadar gerekli olduğuna işaret etmektedir.
İstanbul’da iş kazası davaları, İstanbul İş Mahkemeleri’nde görülür ve bu mahkemelerin iş yükü oldukça fazladır. Büyük ölçekli inşaat projeleri, fabrikalar, tersaneler ve sayısız işletme barındıran şehirde, iş mahkemeleri işçi alacak davalarından iş kazası tazminat davalarına kadar geniş bir yelpazede uyuşmazlıklarla ilgilenir. Bu nedenle İstanbul’da tecrübeli bir iş kazası avukatının, yerel mahkeme uygulamalarını ve prosedürlerini iyi bilmesi büyük avantaj sağlar. Örneğin, İstanbul’da belirli mahkemelerin bilirkişi listeleri, rapor alış süreleri, duruşma aralıkları gibi pratik konulara deneyimli avukatlar aşinadır. Bu sayede İstanbul’daki bir iş kazası davasının daha etkin takibi mümkün olabilir.
Ayrıca İstanbul, avukat ve hukuk bürosu sayısının da en fazla olduğu şehirdir. Bu rekabet ortamında Avukat Bilal Alyar gibi bu alanda uzmanlaşmış ve yerel tecrübeye sahip isimler öne çıkmaktadır. Avukat Bilal Alyar, İstanbul merkezli faaliyet gösteren bir hukukçu olarak iş kazaları ve işçi tazminatları konusunda kapsamlı bilgi birikimine sahiptir. Kendi kurduğu hukuk bürosu bünyesinde, iş kazalarıyla ilgili mağdurlara hukuki destek sunmakta ve Marmara Bölgesi genelinde bu tür davaları başarıyla yürütmektedir. İstanbul’da bir iş kazası avukatına danışmak isteyenler için, Bilal Alyar’ın web sitesinde yer alan makaleler ve bilgiler de yol gösterici olabilir.
İstanbul’un çalışma hayatı dinamikleri, bazı sektörlerdeki yoğunlukla bağlantılı olarak belirginleşir. Örneğin Tuzla ve Yalova civarındaki tersaneler, Ambarlı ve Körfez bölgesindeki liman ve depolama tesisleri, organize sanayi bölgelerindeki fabrikalar sıkça iş kazası haberleriyle gündeme gelir. İstanbul’da iş kazası avukatı olarak çalışanlar, bu sektörlere özgü riskleri ve olası ihmal türlerini yakından tanırlar.
Tersanelerde görülen yüksekte çalışma kazaları veya zehirlenmeler, inşaat projelerinde yaşanan iskele çökmesi ya da malzeme düşmesi vakaları, metal ve imalat sanayinde görülen makine kazaları gibi spesifik senaryolar vardır. Bölgesel uzmanlık, avukatın benzer vakalardaki deneyimlerini yeni davalara aktarabilmesine olanak tanır. Örneğin, daha önce bir inşaat asansörü kazası davası yürütmüş bir avukat, benzer yeni bir vakada hangi teknik detaylara odaklanılması gerektiğini ve karşı tarafın ne tür savunmalar yapabileceğini önceden tahmin edebilir.
Marmara Bölgesi’nde, yalnız İstanbul değil Kocaeli (İzmit) ve Bursa gibi sanayi şehirlerinde de iş kazası davaları önemli yer tutar. İstanbul’da konumlanan birçok iş kazası avukatı, çevre illerde meydana gelen kazalar için de hizmet sunmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin ve Yargıtay’ın içtihatları çoğu zaman ortaktır; bu anlamda İstanbul’da açılan bir davanın sonuçları Marmara’daki benzer davalar için de emsal teşkil edebilir.
Özetle, İstanbul’da bir iş kazası avukatına danışmak ve süreci profesyonelce yürütmek, hak arayışında çok önemli bir adımdır. İş kazasının yaşandığı büyük bir şehirde, kalabalık ve yoğun yargı sisteminde kaybolmamak ve hak kayıplarına uğramamak adına uzman bir avukatla çalışmak gerekir. Bilal Alyar gibi İstanbul ve çevresinde iş kazası hukukuna odaklanmış avukatlar, mağdurlara hem hukuki bilgi hem de tecrübeden gelen pratik çözümler sunarak adaletin tecellisine katkıda bulunmaktadır.
İş Kazasıyla İlgili Mevzuat ve Yasal Dayanaklar
İş kazaları konusunda Türkiye’deki yasal çerçeve birden çok kanun ve yönetmelikle belirlenmiştir. Bu alandaki temel mevzuat ve hükümler şöyledir:
- 4857 sayılı İş Kanunu: İşveren-işçi ilişkisinin genel esaslarını düzenleyen bu kanun, iş sağlığı ve güvenliğine dair temel hükümler de içerir. Eski 1475 sayılı İş Kanunu’nun 77. maddesi (6331 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce) işverenin işçileri iş kazalarına ve meslek hastalıklarına karşı koruma yükümlülüğünü düzenlemekteydi. Güncel 4857 sayılı Kanun’da ise alt işveren-asıl işveren ilişkisi (madde 2) çerçevesinde, iş kazalarında birden fazla işverenin müteselsil sorumluluğu öngörülmüştür.
- 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu: 2012 yılında yürürlüğe giren bu kanun, iş kazalarını önlemeye yönelik kapsamlı yükümlülükler getirmiştir. İşverenin risk değerlendirmesi yapma, çalışanlara eğitim verme, iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi bulundurma, çalışanlara koruyucu ekipman sağlama gibi önlemleri alma zorunluluğu bu kanunda ayrıntılı olarak belirtilir. İş kazası meydana geldiğinde, işverenin bu yükümlülükleri ihlal edip etmediği incelenir. İş sağlığı ve güvenliği kurallarına aykırılıklar, iş kazası sonrasında idari para cezalarının yanı sıra cezai sorumluluğa da temel oluşturabilir.
- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu: İş kazasının tanımı (madde 13) ve iş kazası sigortasından sağlanan haklar (madde 16) bu kanunda düzenlenmiştir. İşverenin kazayı SGK’ya bildirme yükümlülüğü ile SGK’nın kusurlu işverene rücu hakkı (madde 21) da 5510 sayılı Kanun’un önemli hükümlerindendirmuhasebenews.commuhasebenews.com. Bu kanun uyarınca iş kazası geçiren sigortalıya gelir bağlanması, geçici iş göremezlik ödeneği gibi sosyal güvenlik yardımları güvence altına alınmıştır.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu: İş kazalarından doğan tazminat davalarının hukuki dayanağı, Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümleridir. TBK madde 49, hukuka aykırı ve kusurlu bir fiille başkasına zarar verenin tazminat ödemekle yükümlü olduğunu belirtir. Ayrıca TBK madde 417, işverenin işçiyi gözetme borcunu vurgulayarak, işverenin işçinin sağlığı ve güvenliği için gereken önlemleri almak zorunda olduğunu düzenler. Bu yasal hükümler ışığında iş kazası tazminat davalarında işverenin kusur durumu ve sorumluluğu tespit edilir. Zamanaşımı konusunda da TBK madde 72’de öngörülen 10 yıllık genel süre ile, eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı kuralı (uzamış zamanaşımı) iş kazası davalarında rehberlik eder.
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu: Ağır sonuçlu iş kazalarında devreye giren ceza hükümleri TCK’da yer alır. TCK madde 85, taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu düzenler (ölümlü iş kazalarında uygulanır). TCK madde 89 ise taksirle yaralanmaya neden olma suçunu tanımlar (yaralanmalı iş kazalarında uygulanır). Bu suçlar kapsamında, işveren veya sorumlu kişiler gerekli tedbirleri almadıkları için kazaya sebebiyet vermişlerse, haklarında hapis cezasına varan yaptırımlar uygulanabilir. Ceza mahkemelerinin vereceği mahkûmiyet kararları, zarar gören işçi açısından tazminat davasında işverenin kusurunun belirlenmesinde önemli bir dayanak oluşturur.
Bunların yanı sıra, iş kazalarıyla ilgili çok sayıda yönetmelik, uluslararası sözleşme ve yargı içtihadı bulunmaktadır. Örneğin Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 155 ve 176 sayılı sözleşmeleri, iş sağlığı ve güvenliği alanında devletlerin ve işverenlerin yükümlülüklerini ortaya koyar. Türkiye’de ise Yargıtay’ın ilgili daireleri, iş kazalarına ilişkin çeşitli kararlarıyla ilke düzeyinde yol gösterici kriterler belirlemiştir. Sonuç olarak, bir iş kazası avukatı tüm bu mevzuata hakim olup müvekkilinin haklarını en sağlam zeminde ileri sürer.
İş Kazası Davalarında Tazminat Süreci ve Hukuki Haklar
Çalışma hayatında yaşanan kazalar, işveren ve çalışan arasındaki hukuki sorumlulukları doğrudan etkileyen önemli olaylardır. Bir olayın iş kazası olarak kabul edilebilmesi, hem sosyal güvenlik hem de tazminat açısından büyük fark yaratır. Bu nedenle iş kazası nedeniyle tazminat sürecine başlamadan önce olayın hukuki tanımı ve delil durumu netleştirilmelidir.
İş Kanunu ve Sosyal Sigortalar Kanunu’na göre, bir çalışanın iş yerinde, iş sırasında veya işin yürütümüyle bağlantılı olarak yaralanması veya vefat etmesi durumunda olay iş kazası sayılır. Ancak bazı durumlarda yaşanan rahatsızlıklar, “meslek hastalığı mıdı” sorusunu gündeme getirebilir. Bu durumda Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) denetimi ve sağlık raporları belirleyici rol oynar.
İş kazası davalarında, tazminatın türü genellikle kazanın niteliğine göre belirlenir.
- Yaralanma durumlarında geçici veya sürekli iş göremezlik tazminatı,
- Ölüm halinde ise destekten yoksun kalma tazminatı gündeme gelir. Tazminat miktarını etkileyen en önemli unsurlar arasında kusur oranı, kazanın ağırlığı, mağdurun maaşı ve yaş faktörü bulunur.
Peki, iş kazasının tespiti nasıl yapılır?
Kazanın iş ile doğrudan ilişkili olduğunu gösteren deliller (tanık ifadeleri, tutanaklar, sağlık raporları ve SGK kayıtları) incelenir. SGK, kazayı iş kazası olarak tanımlarsa, hem sigorta ödemeleri devreye girer hem de işverenin hukuki sorumluluğu doğar. Bu aşamada işçinin ayrıca maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı vardır.
Uzman bir iş kazası avukatı, hem SGK süreçlerini hem de işveren aleyhine açılacak tazminat davalarını profesyonel biçimde yürütür. Çünkü iş kazası dosyalarında en küçük usul hatası bile tazminatın reddine veya miktarın azalmasına neden olabilir.
Sonuç olarak, iş kazası davalarında profesyonel hukuki temsil, mağdurun maddi güvenliğini korumanın temel şartıdır. Avukat desteğiyle yürütülen dosyalarda hem sürecin hızlanması hem de adil tazminatın alınması sağlanır.
Sıkça Sorulan Sorular
İş kazası avukatı ne yapar?
Soru: İş kazası avukatı ne yapar?
Cevap: İş kazası avukatı, iş kazası sonrasında işçinin veya vefat eden işçinin ailesinin tüm hukuki haklarını savunan uzmandır. Kaza sonrası SGK bildirimlerinden başlayarak maddi ve manevi tazminat davalarını hazırlar ve takip eder. Delilleri toplar, dava dilekçelerini yazar, mahkemede müvekkilini temsil eder. Aynı zamanda ceza soruşturması süreçlerinde mağdur adına şikayetçi olarak yer alır. Kısaca, bir iş kazası avukatı kazanın ardından hukuki süreci uçtan uca yönetir ve mağdurun hak kaybı yaşamadan en yüksek tazminatı alması için mücadele eder.
İş kazası geçiren işçi ne yapmalı?
Soru: İş kazası geçiren işçi ne yapmalı?
Cevap: İş kazası geçiren bir işçi öncelikle kendi sağlığını güvenceye almalıdır. Derhal tıbbi yardım alıp en yakın sağlık kuruluşuna gitmelidir. Hastanede durumunu anlatırken yaralanmanın iş kazası sonucu meydana geldiğini mutlaka belirtmelidir ki raporlara iş kazası olarak geçsin.
Ardından kaza, işveren ve arkadaşlar tarafından derhal kolluk kuvvetlerine ve SGK’ya bildirilmelidir. İşçi mümkünse kaza yerindeki delillerin (fotoğraflar, araç-gereç) kaybolmamasına dikkat etmeli, tanıkların bilgilerini not almalıdır. Ayrıca iş kazası yaşayan işçi, haklarını tam olarak bilebilmek ve sonraki süreci doğru yürütmek için bir iş kazası avukatına en kısa sürede danışmalıdır. Avukat, SGK işlemleri, tazminat davası gibi konularda yol göstererek işçinin hak kaybı yaşamasını engelleyecektir.
İş kazası bildirimi nasıl ve ne kadar sürede yapılmalıdır?
Soru: İş kazası bildirimi nasıl ve ne kadar sürede yapılmalıdır?
Cevap: İş kazası bildirimi, kanunen işveren tarafından yapılmak zorundadır. İş kazası meydana geldiğinde işveren, olayı derhal polis veya jandarma gibi kolluk kuvvetlerine bildirmeli ve kazadan sonraki üç iş günü içinde de Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirimde bulunmalıdırsgk.gov.tr. Bildirim için SGK’nın “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Bildirgesi” doldurulur ve elektronik ortamda veya doğrudan SGK’ya iletilir.
Üç iş günlük süre kazanın ertesi gününden başlayarak hesaplanır (resmi tatiller dahil edilmez). Eğer kaza, işverenin bilgisi dışında bir yerde olduysa, üç günlük süre işverenin kazayı öğrendiği tarihten başlar. Bu süreye uyulmazsa işverene idari para cezası uygulanabilir. Ayrıca iş kazası geçiren sigortalıya SGK’nın ödediği geçici iş göremezlik ödeneği gibi yardımlar, süresinde bildirim yapılmadıysa SGK tarafından işverenden tahsil edilebilirmuhasebenews.com.
İş kazası nedeniyle ne kadar tazminat alınabilir?
Soru: İş kazası geçiren kişi ne kadar tazminat alabilir?
Cevap: İş kazası nedeniyle alınabilecek tazminat miktarı, kazanın sonuçlarına ve işçinin durumuna göre değişir. Standart bir miktar yoktur. Mahkeme, maddi tazminatı hesaplarken işçinin kaza nedeniyle kaybettiği ücretleri, çalışma gücündeki azalmayı, tedavi giderlerini, varsa bakıcı masraflarını gibi kalemleri tek tek değerlendirir.
Örneğin %50 iş göremez hale gelen bir işçi için mahkeme, o işçinin çalışma hayatı boyunca %50 gelir kaybını matematiksel olarak hesaplar ve bunu tazminat olarak belirler. Manevi tazminatta ise işçinin yaşadığı acının derecesi, sakatlığın etkileri, ölenin yakınlarının çektiği üzüntü gibi soyut etkiler göz önüne alınır ve hakim tarafından hakkaniyete uygun bir miktar takdir edilir. Bu nedenlerle tazminat tutarı davadan davaya değişir; birkaç yüz bin TL olabileceği gibi ağır durumlarda milyon TL’yi aşan tazminatlar da söz konusu olabilir. En doğru miktar, uzman bilirkişilerin raporları ve mahkeme kararıyla ortaya çıkacaktır.
İş kazası tazminat davası ne kadar sürer?
Soru: İş kazası tazminat davası ne kadar sürer?
Cevap: İş kazası tazminat davaları ne yazık ki kısa sürede sonuçlanmaz. Ortalama 2-4 yıl arasında sürebilir. Yaralanmalı kazalarda davanın tamamlanması çoğu zaman 2-3 yılı bulur. Ölümlü kazalarda dava dosyaları daha kapsamlı olabildiği için 3-4 yıl sürebilir.
Davanın temyiz için Yargıtay’a gitmesi halinde süreç birkaç yıl daha uzayabilir. Bu süreler, dava yoğunluğuna, bilirkişi incelemelerine ve itirazlara bağlı olarak değişir. Taraflar aralarında erken bir uzlaşmaya varırsa dava daha kısa sürede bitebilir. Ancak genel olarak iş kazası davaları, titiz inceleme gerektiğinden diğer davalara kıyasla daha uzun sürmektedir. İş kazası avukatı, sürecin her aşamasını yakından takip ederek davanın gereksiz yere uzamaması için çaba gösterir ama yargılamanın belli bir zaman alacağı da unutulmamalıdır.
İş kazası tazminat davasında zamanaşımı süresi nedir?
Soru: İş kazası tazminat davasında zamanaşımı süresi nedir?
Cevap: İş kazalarından doğan tazminat taleplerinde genel zamanaşımı süresi 10 yıldır. Bu süre, kaza tarihinden itibaren başlar. Ancak İş kazası olayı aynı zamanda Türk Ceza Kanunu’na göre suç da teşkil ediyorsa (örneğin ölümle sonuçlanan kazalar), o suça ilişkin daha uzun ceza zamanaşımı süresi uygulanır. Bu nedenle ölümlü iş kazalarında zamanaşımı süresi pratikte 15 yıla çıkabilmektedir.
Yaralanmalı kazalarda genellikle 10 yıllık süre geçerlidir. Ayrıca iş kazası sonucu sakatlık oranı başlangıçta belli olmayıp zaman içinde artarsa (örneğin sağlık durumunda sonradan kötüleşme olursa) “gelişen durum” denilen bu halde zamanaşımı, durumun kesinleştiği tarihten itibaren de hesaplanabilir. Hak kaybına uğramamak için mümkün olan en kısa sürede hukuki süreç başlatılmalıdır.
Hangi kazalar iş kazası sayılır?
Soru: Hangi kazalar iş kazası sayılır?
Cevap: İş kazası sayılacak haller kanunen belirlenmiştir. İşyerinde veya işin yürütümü esnasında meydana gelen, sigortalıyı bedenen ya da ruhen zarara uğratan kazalar iş kazası sayılır. Örneğin, iş saatinde işyerinde yaşanan her türlü kaza (makine kazaları, düşme, elektrik çarpması vb.) iş kazasıdır. İşverenin işi gereği başka bir yere gönderdiği çalışan orada kaza geçirirse bu da iş kazasıdır. Keza, işverenin sağladığı servis aracıyla işe giderken trafik kazası geçirmek de iş kazası kabul edilir. Hatta kendi hesabına çalışan bir esnafın, yürüttüğü işle ilgili olarak dükkânında yaşadığı kaza da iş kazasıdır.
Burada temel kriter, kazanın iş ile bağlantılı olması ve sigortalı çalışana zarar vermesidir. İşle ilgisi olmayan, tamamen özel hayat alanında meydana gelen kazalar (örneğin tatildeyken olan bir kaza) iş kazası kapsamına girmez.
İş kazası davasında işveren hangi durumlarda sorumlu tutulmaz?
Soru: İş kazası davasında işveren hangi durumlarda sorumlu tutulmaz?
Cevap: Kural olarak bir iş kazası meydana geldiğinde işveren sorumluluktan kurtulmak için kazanın kendi ihmalinden değil, tamamen öngörülemez ve kaçınılmaz bir sebepten kaynaklandığını ispat etmelidir. Eğer işveren tüm iş güvenliği önlemlerini eksiksiz almış ve buna rağmen beklenmedik bir şekilde kaza meydana gelmişse (örneğin deprem gibi bir doğal afet sonucu) ya da kazaya sadece işçinin kasıtlı ve akıl almaz davranışı sebep olmuşsa, işveren sorumlu tutulmayabilir.
Buna hukukta “kaçınılmazlık ilkesi” denirmuhasebenews.com. Ayrıca işçinin kendi kendine kasten zarar vermesi gibi istisnai durumlarda da işveren sorumlu olmaz. Ancak bu haller ispatı son derece zor ve nadir durumlardır. Uygulamada çoğu iş kazasında en azından bir miktar işveren ihmali tespit edildiğinden, işverenler genellikle sorumluluktan kurtulamazlar.
İş kazası avukatı ücreti ne kadardır?
Soru: İş kazası avukatı ücreti ne kadardır?
Cevap: İş kazası avukatının alacağı ücret, avukat ile müvekkili arasında yapılan avukatlık sözleşmesiyle belirlenir ve davanın özelliklerine göre değişir. Türkiye Barolar Birliği’nin belirlediği asgari ücret tarifesinde iş kazası tazminat davaları için bir alt limit olsa da, uygulamada birçok avukat bu tür davalarda sonuçtan yüzde esasına göre çalışabilmektedir. Bu şu demektir: Avukat, müvekkille anlaştığı oranda (örneğin %15-20) ve genellikle davayı kazanması şartıyla ücret alır; davayı kaybederse vekalet ücreti talep etmez.
Bazı avukatlar ise sabit bir ücret + başarı halinde prim şeklinde veya tamamen saatlik/günlük çalışma esasına göre de anlaşma yapabilir. Bu konuda net bir kural yoktur, her avukatın ücreti farklı olabilir. Önemli olan, avukatlık ücretinin daha en başta yazılı bir sözleşme ile belirlenmesidir. Müvekkil, iş kazası avukatı ile ücret konusunu açıkça konuşmalı ve her iki tarafın haklarını garanti altına alan bir sözleşme imzalamalıdır. Ayrıca dava sonunda mahkemenin karşı tarafa yükleyeceği vekalet ücreti, müvekkilin ödediği ücreti kısmen karşılayabilir; bu husus da avukatla görüşülmelidir.
[1] [2] [3] [4] [11] Sosyal Güvenlik Kurumu
[5] [PDF] 7. konu – MUHAMMED NURULLAH ACAR
[6] [9] [PDF] Dünya İş Kazaları Karnesi – ILO verilerine göre (2015)
[7] [12] İş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık bakımından işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluğu | Muhasebe News
[8] İnşaat Sektöründe İş Sağlığı ve Güvenliği Sektör Hakkında | İş Kazaları
[10] 2023 yılı iş güvenliği verileri | İş Sağlığı ve Güvenliği

