Yargıtay HGK 2024/176 E., 2025/618 K.: Yabancı Mahkemeyi Yetkili Kılan Yetki Anlaşması (MÖHUK m.47)
Yurt dışındaki bir mahkemeyi yetkili kılan sözleşme hükmü, Türkiye’de başlatılan icra takibine itirazın iptali davasında nasıl değerlendirilir? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu soruya 2024/176 Esas, 2025/618 Karar sayılı ve 08.10.2025 tarihli kararında yanıt vermiştir. Karar, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) m.47 ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) kesin yetki kuralı arasındaki ilişkiyi ve itirazın iptali davasının icra takibine bağlılığını ele almaktadır. Bu yazıda karar, resmî tam metne dayanılarak ve yalnız kararda yazılanlarla özetlenmiştir; kararın doğrudan bağlantısı yazının sonundaki kaynaklar bölümündedir.
Kararın Künyesi ve Uyuşmazlık Konusu
Karar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2024/176 Esas ve 2025/618 Karar sayılı, 08.10.2025 tarihli kararıdır. Dosya İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin direnme kararından gelmiştir. Özel Daire, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.04.2023 tarihli ve 2021/8626 Esas, 2023/2504 Karar sayılı bozma kararıdır. Kararda uyuşmazlığın niteliği itirazın iptali davası olarak belirtilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, direnme kararını değişik gerekçeyle bozmuş ve karar oy çokluğuyla, kesin olarak verilmiştir.
Olayda davacılar, 13.05.2015 tarihli hisse devrine ilişkin sözleşmelerde kararlaştırılan cezai şartın tahsili için İstanbul 1. İcra Müdürlüğünün 2018/17037 sayılı dosyasında icra takibi başlatmıştır. Borçlunun takibe itirazı üzerine itirazın iptali davası açılmıştır. Kararda anlatıldığına göre takip 2.500.000 Euro üzerinden başlatılmıştır.
Dava iki sözleşmeye dayandırılmıştır. İlk sözleşme “Hisse Devir Sözleşmesi” başlıklı olup yedi satıcı ile alıcı şirket arasında imzalanmıştır. Bu sözleşmenin 9. maddesinde sözleşmeye aykırılık hâlinde 2.500.000 Euro cezai şart öngörülmüş, 10. maddesinde ise sözleşmenin İngiltere kanunlarına tabi olduğu ve uygulanmasından doğacak her türlü ihtilafta Londra mahkemelerinin yetkili olduğu belirtilmiştir. İkinci sözleşme “Münferit Hisse Satış Sözleşmesi” başlıklı olup yalnızca davacılardan biri ile alıcı arasında yapılmıştır. Bu sözleşmede de cezai şart bulunmakta, ancak uyuşmazlıkların Zürih ticaret mahkemelerinde tahkimde çözüleceği kararlaştırılmıştır.
Davalı, cevabında Londra mahkemelerinin yetkili kılındığını ve bu nedenle davanın yetki şartı nedeniyle reddi gerektiğini, ikinci sözleşme bakımından ise tahkim şartı nedeniyle de reddi gerektiğini savunmuştur. Kararda ayrıca cezai şartın fahişliği ve sözleşmenin ifasının mümkün olmadığı gibi esasa ilişkin savunmalar da yer almaktadır; Genel Kurul bunlara girmemiştir.
Yargılama sürecinin özeti şöyledir:
- İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili icra dairesinde geçerli bir takip bulunmadığı gerekçesiyle davayı usulden reddetmiştir.
- Bölge Adliye Mahkemesi, HMK m.14/2 uyarınca şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunu, kesin yetkide yetki sözleşmesi yapılamayacağını ve takibin Ankara icra dairelerinde başlatılması gerektiğini belirterek yeniden hüküm kurmuş ve davayı yine usulden reddetmiştir.
- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, davalının henüz ortaklık sıfatını taşımadığını, bu nedenle kesin yetki kuralının uygulanamayacağını belirterek tahkim itirazının değerlendirilmesi için karara bozma vermiştir.
- Bölge Adliye Mahkemesi, davalının sözleşme tarihinde ortak olduğunu belirterek direnmiş; tahkim itirazı bakımından da istinaf aşamasında itiraz ileri sürülmediğini kabul etmiştir.
MÖHUK m.47 Yetki Anlaşmasının Şartları
MÖHUK m.47/1 hükmü şöyledir: “Yer itibariyle yetkinin münhasır yetki esasına göre tayin edilmediği hâllerde, taraflar, aralarındaki yabancılık unsuru taşıyan ve borç ilişkilerinden doğan uyuşmazlığın yabancı bir devletin mahkemesinde görülmesi konusunda anlaşabilirler. Anlaşma, yazılı delille ispat edilmesi hâlinde geçerli olur. Dava, ancak yabancı mahkemenin kendisini yetkisiz sayması veya Türk mahkemelerinde yetki itirazında bulunulmaması hâlinde yetkili Türk mahkemesinde görülür.” Maddenin ikinci fıkrası, m.44, m.45 ve m.46’da belirlenen mahkemelerin yetkisinin tarafların anlaşmasıyla bertaraf edilemeyeceğini düzenler.
Hukuk Genel Kurulu bu hükümden hareketle yabancı mahkemenin yetkisi konusunda anlaşma yapılabilmesinin koşullarını şöyle sıralamıştır: Uyuşmazlık belirli olmalı, borç ilişkisinden kaynaklanmalı ve yabancılık unsuru taşımalı, ayrıca Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinin söz konusu olduğu bir mesele bulunmamalıdır. Kurul, milletlerarası yetki anlaşmasında kanun koyucunun HMK m.17’deki tacir veya kamu tüzel kişisi olma koşulunu aramadığını da vurgulamıştır.
Kararın en önemli noktalarından biri münhasır yetki ile kesin yetki arasındaki ayrımdır. Genel Kurula göre münhasır yetki, devletin kendi sınırları içinde sahip olduğu mutlak güç ve yetkiyi, egemenlik haklarını kullanmasını ifade eder; amaç, uyuşmazlığın yalnızca Türk mahkemelerinde görülmesini sağlamaktır. Bu kavram iç hukuktaki kesin yetki hâllerinden farklıdır. Dolayısıyla HMK’da bir hususun kesin yetki olarak düzenlenmiş olması, milletlerarası usul hukuku bakımından tek başına bir sonuç doğurmaz. Her kamu düzenine ilişkin yetki kuralı münhasır yetki hâli oluşturmaz; bir kuralın münhasır yetki sayılıp sayılmayacağı, kuralın ifadesinden ve konuluş amacından anlaşılır.
Kurul ayrıca şu hususları belirtmiştir: Madde metninde yalnızca “borç ilişkisi” anıldığından şahıs ve aile hukukuna ilişkin anlaşmazlıklarda yetki anlaşması yapılamaz. İş ilişkisi (m.44), tüketici (m.45) ve sigorta sözleşmelerinden (m.46) kaynaklanan davalar için Türk mahkemelerinin yetkisi bertaraf edilemez. Bunların dışında devletin tuttuğu sicillerde değişiklik yaratan taşınmazların aynına ilişkin davalar ve iflas davaları gibi alanlarda da Türk mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu kabul edilmektedir.
Yetki İtirazının Süresi ve İleri Sürülme Biçimi (HMK m.116-117)
HMK m.116/1-a uyarınca kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazı bir ilk itirazdır. Aynı maddenin (b) bendinde uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı da ilk itiraz olarak sayılmıştır. HMK m.117’ye göre ilk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır, aksi hâlde dinlenemez. İlk itirazlar dava şartlarından sonra incelenir ve ön sorunlar gibi karara bağlanır.
Hukuk Genel Kurulu bu çerçevede MÖHUK m.47’de öngörülen yetki anlaşmasının da bir ilk itiraz olduğunu belirtmiştir. Taraflar açıklanan şartları sağlayan bir yetki anlaşmasıyla yabancı bir mahkemeyi yetkili kılmış olsalar bile, uyuşmazlık Türk mahkemeleri önüne taşındığında bu itiraz usulüne uygun biçimde dile getirilmezse mahkemece kendiliğinden gözetilemez. Kurulun ifadesiyle, kanun koyucunun açıkça belirttiği üzere bu itiraz usulüne uygun ileri sürülmezse Türk mahkemelerinin yetkisine ilişkin hükümler uygulama alanı bulur.
Kararda, itirazın hangi aşamada ve nasıl ileri sürüldüğüne ilişkin olarak şu somut tespit yer almaktadır: Davalı borçlu, ödeme emrine itirazında sözleşmede kararlaştırılan Londra mahkemelerinin yetkili olduğu yönündeki itirazını bildirmiş, itirazın iptali davası aşamasında yetki itirazını yinelemiştir. İlk derece mahkemesi ise davalının tahkim ilk itirazını, dava dilekçesinin tebliğ tarihi tam olarak tespit edilemediği için cevap dilekçesinin süresinde verilip verilmediğini belirleyememiş ve bu sebeple tahkim itirazı hakkında değerlendirme yapmamıştır. Genel Kurul bu süre tartışmasına girmemiştir.
Kurul ayrıca, Türk hukukuna göre geçerli bir yetki sözleşmesinin bulunmasının sözleşmede gösterilen yabancı mahkemenin kendisini mutlaka yetkili göreceği anlamına gelmediğini belirtmiştir. Her mahkeme kendi usul hukukunu uyguladığından, yabancı mahkeme kendisini yetkili görmezse MÖHUK m.47 gereği uyuşmazlık Türk mahkemelerinde çözümlenir.
İtirazın İptali Davasının İcra Takibine Bağlılığı (İİK m.67)
İcra ve İflas Kanunu m.67/1 hükmüne göre takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.
Hukuk Genel Kurulu, itirazın iptali davasının icra takibine sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurgulamıştır. Kurul, bu davanın takip hukuku içinde yer almakla birlikte maddi hukuk ilişkisinin incelendiği ve uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir dava olduğunu belirtmiştir. Davanın takibe bağlılığı yalnızca alacağın miktarı bakımından değil, alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Kurul bu görüşünü daha önceki bir Hukuk Genel Kurulu kararına dayandırmıştır.
Bu ilke karardaki iki sözleşme bakımından belirleyici olmuştur. Davacılar icra takibinde yalnızca ilk sözleşmeye, yani “Hisse Devir Sözleşmesi”ne dayanmış ve ödeme emrine de bu sözleşme eklenmiştir. Takip talebinde borcun sebebi olarak gösterilen tarih ise bir sözleşme veya senet tarihi değil, takip tarihidir. İtirazın iptali davasında davacılar “Münferit Hisse Satış Sözleşmesi”ne de dayanmıştır. Genel Kurul, davanın takibe bağlılığı nedeniyle uyuşmazlığın salt takipte dayanılan ilk sözleşme çerçevesinde tartışılması gerektiğine karar vermiştir. Takibe konu edilmeyen münferit sözleşme esas alınarak değerlendirme yapılamayacağından, Özel Daire bozma kararında işaret edilenin aksine bu aşamada tahkim konusunda bir değerlendirme yapmaya gerek görülmemiştir.
Kararda yetki itirazının icra takibindeki yerine de değinilmiştir. İlâmsız takiplerde yetkisizlik iddiası ödeme emrine itirazla ileri sürülmemişse icra dairesi kendiliğinden yetkisizlik kararı veremez. İİK m.50 uyarınca para veya teminat borcu için takipte HMK’nın yetkiye ilişkin hükümleri kıyas yoluyla uygulanır ve yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. Borçlu hem yetkiye hem borca itiraz etmiş ve konu itirazın iptali davasıyla genel görevli mahkeme önüne taşınmışsa, Kurulun belirttiği yerleşik uygulamaya göre dava mahkemesi icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı da öncelikle inceler.
Özel Daire ile HGK Arasındaki Görüş Ayrılığı ve Gerekçe
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 6100 sayılı Kanun’un 14. maddesindeki kesin yetki kuralının ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olduğunu, davalı henüz ortaklık sıfatına sahip olmadığı için kesin yetki kuralından söz edilemeyeceğini belirterek davalının tahkim itirazının değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararı vermiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ise davalının sözleşme tarihi itibarıyla ortak olduğunu, bozma ilamının maddi hataya dayandığını ve tahkim itirazının istinaf aşamasında ileri sürülmediğini belirterek direnmiştir.
Hukuk Genel Kurulu ise meseleyi başka bir eksende çözmüştür. Kurul önce uyuşmazlığın HMK’nın iç hukuk yetki kurallarından ibaret olmadığını, taraflar arasında MÖHUK m.47 çerçevesinde yabancı bir mahkemeyi yetkili kılan bir anlaşma bulunduğunu belirtmiştir. Kararın temel tespitleri şöyle özetlenebilir:
- Böyle bir anlaşma bulunsa bile alacak iddiasında bulunan taraf Türk icra organları eliyle takip başlatabilir; çünkü cebri icra devletin münhasır yetkisi içindedir. MÖHUK m.47, cebri icra aşamasında icra dairelerinin yetkisine uygulanmaz.
- Takip yargılamaya konu edildiğinde mahkeme, usulüne uygun ileri sürülmüş olmak kaydıyla yetki itirazını MÖHUK hükümleri kapsamında ve yalnızca kendisinin yetkili olup olmadığı bağlamında tartışabilir.
- Hiçbir devlet bir başka devlet mahkemesinin yetkisi hakkında karar veremeyeceğinden mahkeme, yabancı mahkemenin yetkili olduğuna dair hüküm kuramaz.
- İlk derece mahkemesinin Londra icra dairelerinde takip yapılmadığı için davayı usulden reddetmesi, doğru sözleşmeyi esas almış olmakla birlikte vardığı sonuç itibarıyla yerinde değildir.
- Bölge Adliye Mahkemesi de yalnızca HMK’daki kesin yetki hâline dayanarak yetki sözleşmesinin yapılamayacağı sonucuna varmakla isabetli davranmamıştır. Ülke mahkemesinin münhasır yetkisi tespit edilmedikçe, salt HMK’da kesin yetki hâli öngörüldüğü gerekçesiyle tarafların irade özgürlüğü çerçevesindeki anlaşması bertaraf edilemez.
- Davacıların tahsilini istediği cezai şart alacağı ortaklar arasındadır ve şirket ana sözleşmesinde ya da ticaret sicil kayıtlarında değişiklik gerektiren bir iddia içermemektedir. Bu nedenle bu konuda devletin münhasır yetkisinden söz edilemez.
Kurul sonuç olarak, takibe konu sözleşmedeki milletlerarası yetki anlaşması ve davalının Londra mahkemelerinin yetkili olduğu yönündeki itirazı üzerinde durularak varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerektiğini belirtmiş ve direnme kararını değişik gerekçeyle bozmuştur. Görüşmelerde, Genel Kurulun mahkemenin yetkili olup olmadığı konusunda da kesin bir sonuca varabileceği ve bozmanın buna göre yapılması gerektiği yönünde bir görüş ileri sürülmüştür. Bu görüş, Bölge Adliye Mahkemesi henüz kendisinin yetkili olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapmadığı için Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Uygulamaya Etkisi
Aşağıdaki değerlendirmeler, kararın gerekçesinden çıkarılabilecek genel sonuçlardır; her dosyanın olguları ve sözleşme hükümleri ayrıca incelenmelidir.
- Yabancı mahkemeyi yetkili kılan sözleşme hükmü, Türkiye’de icra takibi başlatılmasına engel olarak görülmemiştir. Kurul, cebri icranın devletin münhasır yetkisi içinde kaldığını belirtmiştir.
- İtirazın iptali davasında yetki sözleşmesi tartışması, HMK’nın iç hukuk yetki kuralları yerine MÖHUK m.47 çerçevesinde yürütülmelidir. HMK’daki bir kesin yetki hâli, tek başına yabancı mahkemenin yetkili kılınmasını engellemez.
- Yetki anlaşmasına dayanan taraf, itirazını cevap dilekçesinde ve usulüne uygun biçimde ileri sürmelidir. Mahkeme bu itirazı kendiliğinden gözetmez.
- Davanın takibe bağlılığı nedeniyle, takip talebinde ve ödeme emrinde hangi sözleşmeye dayanıldığı belirleyicidir. Takipte gösterilmeyen başka bir sözleşmedeki hükümler (örneğin tahkim şartı) bu davada esas alınmaz.
- Birden fazla sözleşmeyle kurulmuş işlemlerde, her sözleşmedeki uyuşmazlık çözüm hükmünün (mahkeme yetkisi veya tahkim) farklı olabileceği ve takipte hangisine dayanıldığının sonucu etkileyeceği dikkate alınmalıdır.
- Mahkeme yabancı mahkemenin yetkili olduğuna dair hüküm kuramaz; yalnızca kendi yetkisi hakkında karar verir.
Bu karar, ilgili davada Bölge Adliye Mahkemesinin yeniden değerlendirme yapmasını gerektiren bir bozma kararı olduğundan, uyuşmazlığın nihai sonucunu içermemektedir. Kararın uygulaması için güncel yargı uygulamasının ve olayın özelliklerinin ayrıca incelenmesi gerekir.
Sıkça Sorulan Sorular
Yabancı mahkemeyi yetkili kılan sözleşme varsa Türkiye’de icra takibi başlatılabilir mi?
Karara göre böyle bir anlaşmanın varlığına rağmen alacak iddiasında bulunan taraf Türk icra organları eliyle takip başlatabilir. Kurul, cebri icranın devletin münhasır yetkisi içinde kaldığını ve MÖHUK m.47’nin icra dairelerinin yetkisine uygulanmayacağını belirtmiştir.
MÖHUK m.47 kapsamında yetki anlaşması yapabilmek için tacir olmak gerekir mi?
Karara göre hayır. Hukuk Genel Kurulu, milletlerarası yetki anlaşmasında kanun koyucunun HMK m.17’deki tacir veya kamu tüzel kişisi olma koşulunu aramadığını belirtmiştir. Anlaşmanın yazılı delille ispatı, yabancılık unsuru, borç ilişkisi ve münhasır yetki bulunmaması gibi şartlar ise aranır.
Mahkeme yabancı mahkemenin yetkisini kendiliğinden dikkate alır mı?
Hayır. Karara göre MÖHUK m.47’deki yetki anlaşması bir ilk itirazdır ve usulüne uygun ileri sürülmezse mahkemece resen gözetilemez. HMK m.117 uyarınca ilk itirazlar cevap dilekçesinde ileri sürülmelidir.
HMK m.14/2’deki kesin yetki kuralı yabancı mahkeme yetki anlaşmasını geçersiz kılar mı?
Karara göre tek başına kılmaz. Kurul, HMK’daki kesin yetki ile milletlerarası usul hukukundaki münhasır yetkinin farklı kavramlar olduğunu belirtmiş; Türk mahkemelerinin münhasır yetkisi tespit edilmedikçe salt HMK’da kesin yetki hâli bulunmasının anlaşmayı bertaraf etmeyeceğini ifade etmiştir.
İtirazın iptali davasında takipte gösterilmeyen sözleşmeye dayanılabilir mi?
Karara göre dava takibe sıkı sıkıya bağlıdır ve bu bağlılık alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Bu nedenle uyuşmazlık takipte dayanılan sözleşme çerçevesinde değerlendirilir; takibe konu edilmeyen sözleşme esas alınarak tahkim şartı gibi hususlar incelenmez.
Kaynaklar
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2024/176 E., 2025/618 K., 08.10.2025 (resmî tam metin, belge kimliği 1186890900)
- 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m.47 (mevzuat.gov.tr)
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.14, 17, 18, 116 ve 117 (mevzuat.gov.tr)
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.50 ve 67 (mevzuat.gov.tr)
Bu içerik yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık niteliği taşımaz ve avukat müvekkil ilişkisi doğurmaz. Karar ve mevzuat bilgilerinin resmî kaynaklardan teyit edilmesi gerekir.
