Sözleşme Avukatı: Sözleşme Hazırlama, İnceleme ve Uyuşmazlık Çözümü

Sözleşme, iki veya daha fazla kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulan ve tarafları hukuken bağlayan işlemdir. Ticari bir tedarik ilişkisinden konut satışına, hizmet alımından ortaklık kurulmasına kadar günlük ve ticari hayatın büyük bölümü sözleşmelere dayanır. Sözleşme avukatı, bu metinleri tarafın ihtiyacına göre hazırlar, karşı taraftan gelen taslağı hukuki risk yönünden inceler, müzakerede tarafı temsil eder ve uyuşmazlık çıktığında arabuluculuk, tahkim veya dava sürecini yürütür. Bu rehberde sözleşme hazırlama ve incelemede dikkat edilen başlıca noktalar, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu başta olmak üzere resmî mevzuat metinlerine dayanarak anlatılmaktadır.

Son güncelleme: 03.11.2026 (faiz ve milletlerarası tahkim kapsamı)

Sözleşme Avukatının Çalışma Alanı

Sözleşme avukatının işi üç aşamada toplanabilir. İlk aşama hazırlıktır: tarafların ticari amacı, edimlerin konusu, ödeme ve teslim takvimi, güvenceler, fesih ve uyuşmazlık çözüm yolu belirlenir ve bunlar açık, birden çok anlama gelmeyen hükümlere dönüştürülür. İkinci aşama incelemedir: karşı tarafın hazırladığı taslakta tek taraflı değişiklik yetkileri, aşırı ceza koşulları, sorumluluğu ortadan kaldıran kayıtlar, belirsiz teslim ve kabul hükümleri ile yetki ve tahkim şartları ayrı ayrı değerlendirilir. Üçüncü aşama ise uyuşmazlık yönetimidir: ihtar, temerrüt bildirimi, dönme veya fesih açıklaması, arabuluculuk başvurusu ve dava ya da tahkim süreci planlanır.

Bu kapsamda en sık karşılaşılan sözleşme türleri arasında satış ve tedarik sözleşmeleri, kira sözleşmeleri, eser ve hizmet sözleşmeleri, danışmanlık ve vekâlet sözleşmeleri, gizlilik sözleşmeleri, bayilik ve acentelik ilişkileri, pay devri ve ortaklık sözleşmeleri ile taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri sayılabilir. Her sözleşme türünün kanunda ayrıca düzenlenmiş özel hükümleri bulunabileceğinden, genel hükümlerle birlikte o türe ait özel kurallar da kontrol edilir.

Sözleşmenin Kurulması ve Şekil Şartları

Şekil serbestisi ve yazılı şekil

Türk Borçlar Kanunu m.12 uyarınca sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı değildir; ancak kanunda öngörülen şekil kural olarak geçerlilik şeklidir ve bu şekle uyulmadan kurulan sözleşme hüküm doğurmaz. Kanunun yazılı şekil aradığı bir sözleşme değiştirilirken de yazılı şekle uyulması gerekir; sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bunun dışındadır (TBK m.13). Yazılı şekilde borç altına girenlerin imzası zorunludur; güvenli elektronik imza da el yazısıyla atılmış imzanın bütün hukuki sonuçlarını doğurur (TBK m.14-15). Taraflar kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşme için kendi aralarında belirli bir şekil kararlaştırmışlarsa, o şekilde yapılmayan sözleşme onları bağlamaz (TBK m.17). Bu nedenle e-posta veya mesajlaşma yoluyla yapılan değişikliklerin geçerli olup olmayacağı, ana sözleşmedeki şekil hükmüne göre ayrıca değerlendirilmelidir.

İleride bir sözleşme kurulmasını taahhüt eden önsözleşmeler geçerlidir; ancak kanunlarda öngörülen istisnalar dışında önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır (TBK m.29). Sözleşmenin yorumunda ise tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere değil, gerçek ve ortak iradelerine bakılır (TBK m.19). Belirsiz bir ifade, uyuşmazlıkta ortak iradenin ayrıca ispatlanmasını gerektirebilir.

Taşınmaz satışı ve satış vaadinde resmî şekil

Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m.706). Türk Borçlar Kanunu m.237 de taşınmaz satışının geçerliliği için sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesini şart koşar; taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz, önalım sözleşmesi ise yazılı şekilde yapılmalıdır. 1512 sayılı Noterlik Kanunu m.60/3, noterlerin görevleri arasında taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmayı, taraflardan birinin talebi ve harç ile giderlerin ödenmesi hâlinde bu sözleşmeyi tapu bilişim sistemi aracılığıyla tapu siciline şerh vermeyi ve taşınmaz satış sözleşmesi yapmayı sayar. Adi yazılı belgeyle yapılan bir taşınmaz satış vaadi, bu şekil kuralları karşısında geçerlilik sorunu taşır; bu tür işlemlerde sözleşmenin baştan resmî şekilde kurulması büyük önem taşır.

Sözleşme İncelemesinde Kontrol Edilen Başlıca Hükümler

Genel işlem koşulları

Bir tarafın ileride çok sayıda benzer sözleşmede kullanmak amacıyla önceden ve tek başına hazırlayıp karşı tarafa sunduğu hükümler genel işlem koşuludur; bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine dair bir kayıt bulunması, tek başına onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz (TBK m.20). Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşulları, düzenleyen taraf bunların varlığı hakkında açıkça bilgi verip içeriğini öğrenme imkânı sağlamadıkça ve karşı taraf bunları kabul etmedikçe yazılmamış sayılır; sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan koşullar da yazılmamış sayılır (TBK m.21). Yazılmamış sayılan koşullar dışındaki hükümler geçerliliğini korur (TBK m.22). Açık ve anlaşılır olmayan veya birden çok anlama gelen hüküm düzenleyenin aleyhine yorumlanır (TBK m.23); düzenleyene tek yanlı değişiklik yetkisi veren kayıtlar yazılmamış sayılır (TBK m.24) ve genel işlem koşullarına dürüstlük kurallarına aykırı biçimde karşı tarafın aleyhine hükümler konulamaz (TBK m.25). Matbu sözleşmelerin incelenmesinde bu hükümler temel ölçüttür.

Ceza koşulu

Sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi için ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir; ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi için kararlaştırılmışsa, alacaklı hakkından açıkça feragat etmedikçe veya ifayı çekincesiz kabul etmedikçe asıl borçla birlikte cezayı da isteyebilir (TBK m.179). Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile cezanın ifası gerekir; zarar ceza tutarını aşıyorsa, aşan kısım ancak borçlunun kusuru ispatlanırsa istenebilir (TBK m.180). Taraflar cezanın miktarını serbestçe belirleyebilir; ancak hâkim aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir (TBK m.182). Bu indirim kuralının önemli bir istisnası vardır: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.22 uyarınca tacir sıfatını taşıyan borçlu, TBK m.182/3’te yazılı hâlde aşırı ceza kararlaştırıldığı iddiasıyla cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemez. Bu nedenle tacirler arasındaki sözleşmelerde ceza koşulunun tutarı, imza öncesinde çok daha dikkatli belirlenmelidir. Bazı sözleşme türlerinde ceza koşulu ayrıca sınırlanmıştır: konut ve çatılı işyeri kirasında kira bedelinin zamanında ödenmemesi hâlinde ceza koşulu ödeneceğine ilişkin anlaşmalar geçersizdir (TBK m.346), hizmet sözleşmelerine yalnız işçi aleyhine konulan ceza koşulu da geçersizdir (TBK m.420).

Ceza koşulundan farklı olarak, sözleşme yapılırken verilen bir miktar para kural olarak cayma parası değil, sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş bağlanma parası sayılır ve aksine sözleşme veya yerel âdet yoksa esas alacaktan düşülür (TBK m.177). Cayma parası kararlaştırılmışsa, parayı veren cayarsa verdiğini bırakır, alan cayarsa aldığının iki katını geri verir (TBK m.178). Kaporanın hangi nitelikte verildiğinin metinde açıkça yazılması, sonradan çıkabilecek tartışmayı önler.

Sorumluluğu sınırlayan kayıtlar ve faiz hükümleri

Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür; uzmanlığı gerektiren ve ancak kanun veya yetkili makam izniyle yürütülebilen bir hizmet, meslek veya sanatta hafif kusurdan sorumsuzluk anlaşması da kesin olarak hükümsüzdür (TBK m.115). Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine veya kişilik haklarına aykırı ya da konusu imkânsız sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür; sözleşmenin bir kısmının hükümsüz olması kural olarak diğer hükümleri etkilemez (TBK m.27). TBK m.120/2 kapsamında sözleşmeyle kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi için, ilgili mevzuata göre belirlenen yıllık oranın yüzde yüz fazlasını aşmayan genel sınır öngörülür. Ticari işlerde ise TTK m.8/1 faiz oranının serbestçe belirlenmesini düzenler; aynı maddenin üçüncü fıkrası tüketicinin korunmasına ilişkin hükümleri saklı tutar. Bu nedenle uygulanacak faiz hükmü, işlemin ticari iş veya tüketici işlemi niteliği ve ilgili özel düzenlemelerle birlikte değerlendirilmelidir. Sözleşmeye yazılan sınırsız sorumsuzluk veya yüksek faiz hükümleri bu kurallar karşısında beklenen sonucu doğurmayabilir.

Uyuşmazlık çözüm şartı

Taraflar doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların hakem veya hakem kuruluna bırakılmasını, sözleşmenin bir şartı veya ayrı bir sözleşme olarak kararlaştırabilir; tahkim sözleşmesi yazılı şekilde yapılır (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.412). Taşınmazlar üzerindeki ayni haklardan veya tarafların iradesine tabi olmayan işlerden doğan uyuşmazlıklar ise tahkime elverişli değildir (HMK m.408). Tahkim şartı bulunan bir konuda mahkemede dava açılırsa karşı taraf tahkim ilk itirazında bulunabilir; tahkim sözleşmesi hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız değilse mahkeme davayı usulden reddeder (HMK m.413). HMK’nin tahkim hükümleri, 4686 sayılı Kanunun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yeri Türkiye olan uyuşmazlıklara uygulanır (HMK m.407). 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu m.1 ise yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya Kanun hükümlerinin taraflar ya da hakem veya hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklara uygulanır. Kanunun 5 ve 6. maddeleri, tahkim yeri Türkiye dışında olduğunda da uygulanır; tahkime elverişlilik sınırlamaları ve Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası antlaşmalar saklıdır. Tahkim şartında kurum, hakem sayısı, yer ve dil belirsiz bırakılırsa şartın uygulanması tartışmalı hâle gelebilir.

İrade Bozuklukları ve Aşırı Yararlanma

Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf sözleşmeyle bağlı olmaz (TBK m.30); karşı tarafın aldatması sonucu sözleşme yapan taraf, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m.36); korkutma sonucu sözleşme yapan taraf için de aynı sonuç geçerlidir (TBK m.37). Ancak bu hakların kullanılması süreye bağlıdır: yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmeyen veya verdiğini geri istemeyen taraf, sözleşmeyi onamış sayılır (TBK m.39). Aldatma veya korkutma nedeniyle bağlayıcı olmayan sözleşmenin onanmış sayılması tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.

Karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık bulunması ve bunun zarar görenin zor durumda kalmasından, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak gerçekleştirilmesi hâlinde aşırı yararlanma söz konusudur. Zarar gören, sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak oransızlığın giderilmesini isteyebilir; bu hak, düşüncesizlik veya deneyimsizliğin öğrenildiği ya da zor durumun ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren beş yıl içinde kullanılmalıdır (TBK m.28). Bu süreler kaçırıldığında hak kullanılamaz hâle gelebileceğinden, durumun fark edildiği anda hukuki değerlendirme yapılması gerekir.

Borca Aykırılık, Temerrüt ve Seçimlik Haklar

Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının zararını gidermekle yükümlüdür (TBK m.112). Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer; ifa günü birlikte belirlenmişse bu günün geçmesiyle ihtara gerek kalmadan temerrüt gerçekleşir (TBK m.117). Temerrüde düşen borçlu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe geç ifa nedeniyle alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür (TBK m.118).

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan biri temerrüde düşerse diğeri, borcun ifası için uygun bir süre verebilir veya bu sürenin verilmesini hâkimden isteyebilir (TBK m.123). Borçlunun tutumundan süre vermenin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa, ifa alacaklı için yararsız kalmışsa veya belirli zamanda yapılmayan ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa süre verilmesine gerek yoktur (TBK m.124). Verilen süre içinde ifa gerçekleşmezse alacaklı her zaman ifa ile gecikme tazminatını isteyebilir; ayrıca bu haklardan vazgeçtiğini hemen bildirerek ifa edilmemeden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir (TBK m.125). İfasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde alacaklı sözleşmeyi feshederek erken sona erme nedeniyle uğradığı zararı da isteyebilir (TBK m.126). Hangi hakkın seçileceği ve bu seçimin karşı tarafa nasıl bildirileceği, sonucu doğrudan etkiler; bu nedenle ihtarname ve seçim bildirimi metinlerinin dikkatle hazırlanması gerekir.

Aşırı İfa Güçlüğü ve Sözleşmenin Uyarlanması

Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve mevcut olguları, ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı kılacak derecede borçlu aleyhine değiştirirse, borçlu henüz ifa etmemiş veya haklarını saklı tutarak ifa etmiş olmak şartıyla hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını, bu mümkün değilse sözleşmeden dönmeyi isteyebilir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu kural olarak dönme yerine fesih hakkını kullanır ve bu hüküm yabancı para borçlarında da uygulanır (TBK m.138). Uzun süreli sözleşmelerde fiyat ayarlama ve mücbir sebep hükümleri bu riski azaltabilir.

Zamanaşımı ve Süreler

Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir (TBK m.146). Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi dönemsel edimler; ortaklık sözleşmesinden doğan alacaklar; vekâlet, komisyon ve acentelik sözleşmelerinden doğan alacaklar ve yüklenicinin ağır kusuru dışındaki eser sözleşmesi alacakları gibi kalemler ise beş yıllık zamanaşımına tabidir (TBK m.147). Bu süreler sözleşmeyle değiştirilemez (TBK m.148) ve zamanaşımından önceden feragat edilemez (TBK m.160). Zamanaşımı, borçlunun borcu ikrar etmesi veya alacaklının dava, icra takibi ya da hakeme başvurusu gibi hâllerde kesilir (TBK m.154). Zamanaşımı hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınmaz, ileri sürülmesi gerekir (TBK m.161). Bunlardan ayrı olarak, yukarıda anlatılan irade bozukluğu ve aşırı yararlanma süreleri gibi bazı süreler, hakkı tamamen sona erdirebilen niteliktedir.

Uyuşmazlık Çözümü: Arabuluculuk, Tahkim ve Dava

Ticari bir sözleşmeden doğan uyuşmazlıkta öncelikle dava şartı arabuluculuk kontrol edilmelidir. Türk Ticaret Kanunu m.5/A uyarınca ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Arabulucu başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır; bu süre zorunlu hâllerde en fazla iki hafta uzatılabilir. Tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde dava şartı arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz (6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A/18); geçerli bir tahkim şartı varsa uyuşmazlık hakem önünde çözülür; tahkim şartı yoksa veya uyuşmazlık tahkime elverişli değilse yetkili ve görevli mahkemede dava açılır.

Sözleşmenin imzalı aslı, ekleri, değişiklik protokolleri, faturalar, teslim tutanakları ve yazışmalar uyuşmazlığın başında toplanmalıdır; bu, hem arabuluculukta gerçekçi değerlendirmeyi hem de ispatı kolaylaştırır.

Avukatlık Ücreti ve Çalışma Süreci

Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağ veya değerdir ve taraflarca kararlaştırılır; ancak 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.164 uyarınca avukatlık asgari ücret tarifesinin altında ücret kararlaştırılamaz. Dava veya hükmolunacak şeyin değerinin belli bir yüzdesi şeklinde ücret kararlaştırılacaksa bu oran yüzde yirmi beşi aşamaz. Ücret; işin kapsamına, sözleşmenin karmaşıklığına, müzakere süresine ve uyuşmazlık aşamasına göre yazılı bir ücret sözleşmesiyle belirlenir.

Çalışma süreci genellikle sözleşmenin amacının ve ticari koşulların dinlenmesiyle başlar. Ardından mevcut taslak veya belgeler incelenir, risk noktaları ve öneriler yazılı olarak bildirilir, gerekiyorsa karşı tarafla müzakere yürütülür ve nihai metin imzaya hazır hâle getirilir. Uyuşmazlık aşamasındaki dosyalarda ise belgelerin incelenmesinden sonra süreler, ispat durumu ve izlenecek yol birlikte değerlendirilir. Hiçbir dosyada sonuç garantisi verilmez; değerlendirme, belgelere ve yürürlükteki mevzuata göre yapılır.

Sıkça Sorulan Sorular

Her sözleşmenin yazılı yapılması zorunlu mu?

Hayır. Türk Borçlar Kanunu m.12 uyarınca sözleşmeler, kanunda aksi öngörülmedikçe hiçbir şekle bağlı değildir. Ancak kanunun şekil öngördüğü sözleşmelerde bu şekle uyulmazsa sözleşme hüküm doğurmaz. Şekil zorunlu olmasa bile yazılı sözleşme, ispat bakımından büyük kolaylık sağlar.

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi nerede yapılır?

Taşınmaz satışı vaadi sözleşmesi resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz (TBK m.237). Noterlik Kanunu m.60/3, taşınmaz satış vaadi sözleşmesini noterlerin görevleri arasında sayar ve talep hâlinde sözleşmenin tapu siciline şerh verilmesine imkân tanır.

Sözleşmedeki ceza koşulu indirilebilir mi?

Hâkim aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir (TBK m.182). Ancak tacir sıfatını taşıyan borçlu, Türk Ticaret Kanunu m.22 uyarınca aşırı ceza kararlaştırıldığı iddiasıyla cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemez.

Aldatılarak imzalanan sözleşmeden ne kadar süre içinde dönülebilir?

Aldatmayı öğrenme tarihinden başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olunmadığı karşı tarafa bildirilmeli veya verilen şey geri istenmelidir; aksi hâlde sözleşme onanmış sayılır (TBK m.39). Onanmış sayılma, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.

Ticari alacak davası açmadan önce arabulucuya gitmek gerekir mi?

Türk Ticaret Kanunu m.5/A uyarınca ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Uyuşmazlığın bu kapsama girip girmediği somut duruma göre değerlendirilir.

İlgili Konular

Yazar: Av. Bilal Alyar, İstanbul Barosu
ALYAR LAW & CONSULTANCY
İletişim

0534 636 19 19 WhatsApp @alyarhukuk alyarlaw@gmail.com